|
|
December 31 ARKADASIM  Sevgi bestesinin tınılarını tüm insanların yüreğinde hissedeceği, hüzünlerinizin dostluklarla silineceği, ümitlerinizin hiç bitmeyeceği, sağlık, mutluluk ve başarı dolu bir yılı sevdiklerinizle birlikte geçirmeniz dileğiyle. 2010 yılı size sağlık, mutluluk, başarı ve bol kazanç getirsin! Neşe dolu bir yıl geçirin! Bembeyaz yağan kar, ne yaşanmışsa yaşansın örter geçmişin hatalarını... Yeni bir gelecek sunar bize ve yeni bir başlangıç... Yeni yılın tüm insanlığa ve ülkemize barış, mutluluk getirmesi dileğiyle yeni yılınızı kutlarım. Her şey gönlünüzce olsun! Yaşamınca güzel yıllar, mutlu yarınlar, dostça dostluklar hep senin olsun. MUTLU YILLAR!  
|
Üzülme
Çünkü hüzün, düşmanı sevindirir, dostunu üzer, haset edenin diline düşürür.
Üzülme
çünkü hüzün, kaybolanı geri getirmez, öleni diriltmez, kaderi değiştirmez, hiçbir fayda getirmez
Üzülme
Çünkü hüzün sinirleri yıpratır, kalbini yorar, gecelerini mahveder.
Üzülme
Eğer günah işlediysen tövbe et, istiğfarda bulun, yanlış yaptıysan düzelt, O'nun rahmeti sonsuz, kapısı hep açıktır.
Üzülme
Kaybettiğin şey için üzülme çünkü daha pek çok nimetlere sahipsin. Allah'ın sana bahşettiği diğer nimetleri düşün ve şükret. Allah Teala, "Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız buna güç yetiremezsiniz" buyurmuyor mu?
 Üzülme
Ehli batılın sözlerinden dolayı üzülme, onların tenkitlerine sabrettiğin sürece mükafatlandırılacağını unutma.

Üzülme
İnsanlara ihsanda bulunduğun sürece üzülme. Çünkü mutluluğun yolu insanlara ihsanda bulunmaktan geçer.
 Üzülme
Çünkü iyiliğin mükafatı on mislinden yedi yüz misline, kötülüğün karşılığı ise sadece mislince

Üzülme
Dünya, ne seçim, ne geçim dünyasıdır; dünya, bugün var yarın yok, imtihan dünyasıdır.
 Üzülme
Hakk'ın rızâsına uygun düşen belâ, kulun sevgisini artırır.
 Üzülme
Altın, ateş ile; iyi kul da belâ ve musibet ile tecrübe edilir. (Hz. Ali r.a.)
 Üzülme
İnsanlar, başlarına gelen belâ ve musibetleri ondan daha büyükleriyle kıyas etselerdi, şüphesiz belâların bazısını âfiyet kabul ederlerdi.

Üzülme
Karşı karşıya kalabileceğin muhtemel bir musibet için en kötü ihtimal ne olabilir sorusunu kendine sor. Sonra bu muhtemel sonuca kendini alıştır, ona tahammül etme konusunda kendine telkinde bulun. "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" ayetini tedebbür ederek bu hali sakin bir şekilde iyimser bir tabloya dönüştürmeye bak.
 Üzülme
- Şunu unutma yaşadığın günün sınırları içinde yaşamazsan sıkıntı ve kaygıların artacak demektir. Biraz daha açarsak; Sabaha çıktıktan sonra artık akşamı bekleme, akşama kavuşunca da sabahı bekleme. Ne maziye takıl kal ne de gelecek kaygısı içinde ol. Yani ânı yaşa.
 Üzülme
İnne maal usri yüsran / Her zorlukla birlikte kolaylık vardır. Yani kolaylık zorluğun içinde saklıdır!.. Bir başka ifade ile; kolaylık; zorluk zannettiğimiz şeyin taa kendisidir!.. |
| | December 05 O'na yakarış...
yaralarımızı sarıp ızdıraplarımızı dindireceği ,kin ve nefretle atan kaskatı kalpleri yumuşatıp nazari insanlıktan ameli insan olmaya yükselememiş bahtsızların talihlerine de bir ışık yakacağı recasıyla hep ulu dergahının önünde bekleştiğimiz yüce rabbimize mahlukatın nefesleri adedince hamd ü sena ...efendimiz hazreti ahmedi mahmudu muhammed mustafaya ,dupduru aile fertlerine ,nezih ashabına kainattaki zerreler sayısınca salat ü selam ediyor ,dudakları tazimle süslü kullarının yakarışları arasında rahmeti sonsuz mevla-yı zülcemal-in bizim dileklerimize de icabet buyuracağı ümidiyle birkez daha ellerimizi kaldırıyoruz: ey rabbimiz ve ay yegane ilahımız; zihinlerin idrakinden aciz olduğu yücelerden yüce zatın,ulvi sıfatların ,birbirinden güzel isimlerin hakkı için ve efendimiz hazreti muhammed mustafa(sav) hürmetine sinelerimizi tertemiz hale getirerek pürnur eyle... her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf ,en duru kaynağı olan muhabbetine mazhar kıl ve "mustafeynel ahyar" diye tavsif buyurduğun seçkinlerden seçkin kullarının evsafıyla bizleri de donat... her zaman ve her yerde işiten kulağımız ,gören gözümüz ,hisseden kalbimiz ol ve nezdindeki ilm-i ledünden bizleri de hissedar eyle... ey merhameti hayallerimizin sınırlarını bile aşkın merhametliler merhametlisi ! biz naçar ve kimsesiz kullarına da şefkatle muamelede bulun... ey bize her şeyden daha yakın bulunan yüce rabbimiz bizleri uzaklığın yakıp kavuran soğuğundan kurtar ... gerçek bulacağını bulmuş ve başka aramalardan kurtulmuş vuslat kahramanlarının ,gezip yüzmeden sıyrılmış temkin erlerinin zümresine bizi de dahil eyle... lahut aleminin ferah-feza ikliminin kapılarını bu müştak kulların için de arala ... hidayet tacıyla taçlandırarak himayene al ve sevip hoşnut olduğun kullarını her zaman muhafaza buyurduğun gibi bizi de koruyup kolla... efendimiz hazreti muhammede aile efradına ve bütün ashabı güzinine salatu selam ederek bunları senden dileniyoruz dualarımızı kabul buyur rabbimiz.... December 04
İman etmedikçe cennete giremezsiniz Birbirinizi (gerçek manada) sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız" (Müslim–Tirmizi)
 Hayatımız boyunca birlik, beraberlik, kardeşlik sloganları atmışız Kardeşiz demişiz "Müminler ancak kardeştir" ayetini dillendirmişiz Kardeş olmak zor, kardeş kalabilmek daha da zor bunu hiç hesaba katmamışız Kardeş olmuşuz, arkadaş olmuşuz, dost olduğumuzu zannetmişiz Dostum dediğimizi yeri geldiğinde bir kalemde atıvermişiz
 Oysa dost, güvendiğimiz dağ Ardından gidebileceğimiz kişi Sırrımızı paylaştığımız, dertlerimizle dertlenen, sevincimizle sevinen yoldaş Dost, her ne olursa olsun terk etmeyen! Yarıda bırakmayan! Kullanmayan, kullandırmayan Dost unutmak sözünü literatüründen silip atan yürek Mücadele arkadaşımız Simidimizin diğer yarısının sahibi Dost ayna, onda kendimizi gördüğümüz Hüzünlendiğinde akıttığımız göz yaşlarımızın sebebi Yalnızlığımızı kar gibi eriten, yüzümüze kapanmayan tek kapı Tutunduğumuz dal, bizi düzeltmek adına uyaran Omzu, başımızı koymaya her an hazır…
 Evet uzar gider bu şekilde Biz dost olduğumuzu, kardeş olduğumuzu iddia etmişiz ama gerçek manada sevmemişiz birbirimizi Sevgi sloganları atarken de, dostum kardeşim diye başlayan edebiyatlarımızda bile sevgi kavramını hep unutmuşuz Sevgi, sevgili, sevdiğim kişi diyememişiz Belki de gerçekten yürekten sevmemişiz birbirimizi Dostum dediklerimizle bir gün sonra düşman oluvermişiz Kardeşim diye tanıttıklarımızı unutuvermişiz bir zaman sonra Altını sevgi ile besleyemediğimiz dostluk ve kardeşçiklerimiz olmuş "Dostunu aşırı övme mutedil ol, bir gün düşmanın olabilir Düşmanında da mutedil ol, bir gün dostun olabilir" sözünü unutmuşuz  Bir gün önce överek göklere çıkardıklarımızı ertesi gün işimize gelmeyince kâfir, müşrik ilan etmişiz Bir gün önce tanıştırırken kardeşim diye takdim ettiklerimizi, "o yaramaz adam" diye anar olmuşuz Dostluklarımızı ve kardeşliklerimizi sevgiyle sulayamamışız Sevgiyle yoğuramamışız Sevgiyle şekillendirememişiz Sevgiyle bakmamış ve gözlerinin içine bakarak "seni seviyorum kardeşim, dostum" diyememişiz Her lafın başında peygamberi örnek edindiğimizi söyleyen, yazan, haykıran bizler onun sevgi çemberine yaklaşamamışız bile Ondan öğrenmedik mi vefayı, kardeşliği, dostluğu, sevgiyi? Ondan öğrenmedik mi sevdiğini söyleme gerekliliğini? Peygamber mescidin kapısında bir sahabeyle oturmaktadır Uzaktan geçen başka bir sahabeyi gösterir yanındaki: –Ey Allah'ın Resulü şu geçen sahabeyi ben Allah için çok seviyorum, der Allah Resulü tebessüm ederek, mübarek elini yanındaki sahabenin sırtına koyar –Çok güzel Peki bunu ona söyledin mi? der Sahabe hayır manasına başını iki yana sallar Allah Rasulü devam eder –Git ve ona bunu söyle! der Koşar sahabi sevdiği dostuna yetişmek için, yakalar ve gözlerinin içine bakarak; –Seni Allah için çok seviyorum ey kardeşim, der Arkadaşı sevgiyle parlayan gözleriyle şaşkın bakar kardeşine ve cevap verir –Bende seni Allah için çok seviyorum… Kucaklaşarak ayrılırlar * * * Birkaç ay sonra Allah Resulü mescide girerken aynı sahabeyle karşılaşır Üzgün, bitkin ve ağlamaklı Nedenini sorar: –Ey Allah'ın Resulü Geçenlerde sana gösterdiğim ve Allah için bu kardeşimi çok seviyorum dediğim kardeşim vefat etti, der Allah Rasulü sırtını sıvazlar bu üzgün adamın Ve ağzından şu mübarek sözler dökülür: –İyi ki ona sevdiğini söylemişsin… * * * Peki, biz birbirimizi sevdiğimizi söylemek için daha ne bekliyoruz? Tepemize bombaların yağmasını mı? Bacılarımızın ırzına geçilmesini mi? Yavrularımızın hunharca katledilmesini, kardeşlerimizin hapishanelerde çürümesini mi? Yâda onun için okunan sela sesini mi? Birbirimizi sevdiğimizi söylemek için daha ne bekliyoruz? Onun toprakla hemhal olmasını mı? * * * Bir zoru başarıp kardeş olduk, hadi daha da zor olanı başarıp kardeş kalalım Ve kardeşimize, dostumuza sevdiğimizi söyleyelim Dostluk ve kardeşliğimizi sevgiyle sulayalım Sulayalım ki hiç solmasın Sulayalım ki, yeşeren filizlerden dev sevgi fidanlıkları oluşsun Sulayalım ki, bitiveren dostluklar ve kardeşlikler yerine, birbirini Allah için seven gerçek sevdalılar oluşsun Kardeşim, dostum dediklerimiz sevdiklerimiz olsun Kalp sevmekten yorulmaz, birbirimizi Allah için sevelim Bıkmadan, usanmadan, vazgeçmeden, karşılık beklemeden, şart koşmadan… Hepinizi Allah için çok seviyorum Sevgi ile kalın…
"kalp Sevmekten Yorulmaz"
http://www.quranexplorer.com/quran/
| | | | | | | November 27 Allah (c.c) için Sevmeyi Anlat Ey Dost!
Hikmet Dost... Susması tefekkür konuşması hikmet Dost...
Haydi, bu gece anlat bana dost... her şeyi anlat.... O'na ulaşanları anlat...
İlk insandan başlayalım ey dost...!
Cennetin ilk insanı Âdem’i anlat bana...
Kabenin mimarı İbrahim'i anlat...
Bıçak altına korkusuzca yatan İsmail'i anlat...
Balığın karnındaki Yunus'u, Gemisine binen Nuh'u anlat...
Musibete sabreden Eyüp’ü anlat...
Dünyalar güzeli Yusuf'u anlat...
İffetin timsali Meryem'i ve onun temiz oğlu İsa'yı anlat...
O'nu... Âlemlere rahmet olarak gönderileni... Hz Peygamberi anlat bana...
O'na eş olmakla şereflenen Hatice'yi anlat...
Mağaradaki ikinin ikincisi Ebu Bekir'i anlat...
Mağaradaki güvercin ve örümceği anlat...
Şecaat timsali Ömer'i, hayâ timsali Osman'ı, ilmin kapısı Ali'yi anlat...
Hepsi ayrı birer yıldız sahabeleri anlat bana...
Görmeden sevmenin ekolü olan Veysel Karani'yi anlat…
Göç eden Muhaciri ve onları karşılayan Ensarı anlat...
Anlat bana ey dost....
Sen hiç susmamacasına anlat...
Ben hiç konuşmamacasına dinleyeyim...
Leyla'dan Mevla'yı bulan Mecnun'u...
Mecnun'u Mevla'ya ulaştıran Leyla'yı anlat...
Sabretmeyi anlat... Şükretmeyi anlat... Zikretmeyi anlat.. . ALLAH için sevmeyi ALLAH için sevilmeyi anlat bana…
Ve ey dost O'(c.c)nu anlat bana.... O'nu anlat....
Ey susması tefekkür konuşması hikmet dost...
Anlat bana ey dost.... ANLAT
Sen hiç susmamacasına anlat...
Ben hiç konuşmamacasına dinleyeyim...
 November 11
İRFÂNA DÜŞTÜM
Ma’nâ âleminde, vefâ yolunda; Aşk ile elendim bir cana düştüm!.. Gönül vecde geldi cezbe hâlında; Derdime gül bastım, dermâna düştüm!..
 Gurbet, gam bendini bende mi kurdu?.. Mevlâ’m emaneti sırtıma vurdu!.. Her katrem ‘hû’ dedi, duruldu, durdu; Kaynadım, çağladım devrâna düştüm!..
 Duydum can özümde ney’in zârını; Özünden ayrılmış buldum varını!.. Başımda gördükçe nefsin dârını; Ölmeden hesaba, mizâna düştüm!..
 Ömrüm, kula döndü bir hak uğruna; Hasret odu düştü gülün bağrına!.. Girdim ibret ile âlem seyrine; Hayretten süzüldüm, hayrana düştüm!..
 Ey gönül, dost için yüzümüz var mı? İhlâs ocağında, közümüz var mı?.. Bu sesler, ahenkler özge diyâr mı? Bir aşkın elinden mestâne düştüm!..
 Takvâyla inceldi bu içli sözüm; Edep dergâhında, tutuştu közüm!.. Bir zikrin nûruna kandıkça özüm; Sınandım irfandan, irfana düştüm!..
TÖVBEKÂR OLDUM
Yâ Rab bu aşk bende, benimle her an; Aşk ile can buldum, canda var oldum!.. Bu zorlu nefsime neyledi zaman?.. Bazen kışa döndüm, kâh bahar oldum!..
 Tevhîdin nûruyla, var ettin canı; Ufkuna nakşettin eşsiz fermânı!.. Tedbirden, takdire dönen her sonu; Tefekkür ettikçe tövbekâr oldum!..
 Kader levhâsında, ince bir sır var; Bir ömre sığmadı, aşk denen esrâr!.. Âlemi sardıkça bu derin efkâr; Yanmış ney misâli, âh u zâr oldum!..  Ezelden ebede bu şevk, bu heves; Firdevs’den, Mevâ’dan, Naim’den bir ses!.. Kutsal emanete yüklü her nefes; Dal, budak saldıkça, lalezâr oldum!..
 Hüzün tezgâhında, süsledin gülü; Yardın, pâk eyledin mümin gönülü! Sebepler içinde her tevekkülü; Sezdikçe hem gizli, aşikâr oldum!..
 Yâ Rab yakın sensin, ben benden uzak; İçimde, iç içe binlerce tuzak!.. Ey gönül geç nefsi, benliği bırak; Kim demiş âlemde bahtiyâr oldum?!.. November 09
Sadece bir gül sunuyorum yüreğine

Sadece bir gül sunuyorum yüreğine
Sevgilerle bezenmiş, yüreken... Karşılık beklemiyorum inan, en ufak bir ümidim yok Sadece gülü layık olduğu yere göndermek istiyorum... Kabul et onu yüreğine, karşılık vermesen de...
Bir gül sunuyorum yüreğine... Demet demet sadakatle derlnmiş ... Kırmızılığını sevdasından almış... Dikensiz... Kabul et onu yüreğine, sende yetişmese bile...
Bir gül sunuyorum yüreğine... Başkalaşmamış, zamanın yalancı güllerinden uzak... İçten, riyasız, hesapsız... Manasını yitirmiş sevdalardan öte.... Kabul et onu yüreğine, onu kendinden bilmesen de... Bir gül sunuyorum yüreğine... Hiçlikten varoluşa doğru akan... Aşk pınarında mayalanmış... Bulunan zamana inat visali ukbada arayan... Kabul et onu yüreğine, hicran kokuyor olsa bile...
Bir gül sunuyorum yüreğine... Gece gibi karanlık, kokladıkça aydınlanan... Hissettikçe yaşam bulan... Güzelliğini koklayanından alan... kabul et onu yüreğine, onu ölüme terk etsen bile...
İşte sadece bir gül sunuyorum yüreğine... Sana Layık Olmasa Bile...
October 26 ''Bir Tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem, bir yaşamdan acıyı alabilirsem veya bir acıyı hafifletebilirsem, bir kişiyi doğruya yöneltebilirsem, Arkadaşlarıma faydalı olabilmişsem ve yararlı bilgiler paylaşabilmişsem, Anneme ve Babama Hayırlı bir evlat olabilmişsem boşuna yaşamış olmayacağım...''

|
YUH OLSUN BANA....
|
|
Az yanlış adamla en doğru işi Yaparsam yanılıp yuh olsun bana Toplumun içinde yaramaz kişi Yaşarsam sıyrılıp yuh olsun bana
Dünüm silinirken gelecek kapıp Önüm görünürken ters yola sapıp Dinim bilinirken şeytana tapıp Kaçarsam sıyrılıp yuh olsun bana
Düz giderken dağa cenah dönersem Uz yürürken çoğa tamah edersem Az gelirken yoğa günah gömersem Saçarsam sıyrılıp yuh olsun bana
Ağlanacak hale bakıp gülersem Bilip değil bilmeyerek hak yersem Aka kara, karaya da ak dersem Seçersem sıyrılıp yuh olsun bana
Kavgalarda tutmaz isem güçsüzü Mahkemede korumazsam suçsuzu Hor görürsem fakir diye taçsızı Geçersem sıyrılıp yuh olsun bana
Düşmana bakarken yıkmazsam kaşı Özgüven diyerek dökmezsem yaşı Kendime güvenip sıkmazsam taşı Yılarsam sıyrılıp yuh olsun bana
Taş olsa da kalbe girmek dururken Bir lokma ekmeği bölmek dururken Vatanım uğruna ölmek dururken Satarsam sıyrılıp yuh osun bana
Doğruyu saklayıp riya edersem Şaklabanlık yapıp yüze gülersem Gâvur vatanında ölür gidersem Gidersem sıyrılıp yuh olsun bana
Verdiğim sözlerden paye verip te Ortamı lüzumsuz gaye gerip te Unları yıkayıp ipe serip te Saçarsam sıyrılıp yuh olsun bana
Ekmek parasını kazanamazsam Kazancı herkesle paylaşamazsam Aç komşu var iken anlayamazsam Yatarsam sıyrılıp yuh olsun bana
Memlekete çakamazsam çiviyi Ayırt edemezsem aklı deliyi İçinde yüzdüğüm iş bu gemiyi Yakarsam sıyrılıp yuh olsun bana
Yudumlayıp tatsam ilahi aşkı Aşk ile tutuşsam, tutuşsam keşki Na-murad olarak ölürse coşku Göçersem sıyrılıp yuh olsun bana
|

Öğretti Dostlar..
Ne zaman nerede sıkışsa başım
Defayı öğretti dostlarım bana
En umutsuz anda çatlasa taşım
Vefayı öğretti dostlarım bana
Çektiğim çileler geçti boynuma
Zehirli yılanlar girdi koynuma
Bildiğim dostlarda oldu oynama
Cefayı öğretti dostlarım bana
Ömrümün anına yayıldı onlar
Koyunlar var iken sayıldı onlar
Yere düşüyorken bayıldı onlar
Sefayı öğretti dostlarım bana
Yüzüme gülerken attılar kazık
Derdin içindeyken dediler yazık
Kara defterimin her yeri çizik
İfayı öğretti dostlarım bana


Dostluk, gereğince tanımlanamazlardandır ve ancak,
yaşamakla anlaşılır.Bu yüzden dostluk, şiir gibi, aşk gibi
anlatılmaz yaşanır. Dahası bir ucu şiire düşer dostluğun bir
ucu aşka. Şiiri ve aşkı bilmeyen bilemez dostluğu,
dost olmayınca da şiiri ve aşkı. Ucuz arkadaşlıkları
dost olmak sananlar, kandan öte can kardeşliği olarak
gelen dostlukları anlayamaz. Okkalı bir yürek taşımayan,
o yüreği her dem dağıtıp, toplamayan tadamaz onu. Çünkü şiirin ve aşkın barınmadığı yerde dostluk barınmaz.
Ne dini ne dili ne cinsi ne de kavmiyeti vardır dostluğun.
Bir köprü gibi kurulur coğrafyalar arasına.
Arzın bir ucunda yanan ateşte, yanar kavrulur öteki ucunda.
Ayağa adım olur, dile söz olur, yaraya merhem,
omuza dokunuş olur,Yeter iki eli kanda olsa.
Dost, saklayandır, sırtlanandır, paylaşandır.
Dostluk iki dünyayı tutan bir yemin,
sonuna kadar sadakat, Sonuna kadar kefillik ve şahitliktir.
Dostluk gören ve gösteren bir aynadır.
Her dostluk dilini kendi kurar,
imtihanı ve icazeti kendindendir.
Dostluk aynı yerde durmak değildir belki.
Daha çok, aynı yöne bakmak, aynı yöne yönelmek ve yürümektir.
Bazen yollar dost kılar insanı, bazen dostluklar yola koyar.
Dostluk bir yoldur. Gerçek dost yarı yolda koymaz,
Nasıl yarı yolda koymazsa gerçek aşklar.
Dost istenilmez, olunur.
Çünkü her kadının başka bir Leyla oluşu ve farklı bir okla
vuruşu gibidir dostluk,Tarifesiz bir mektup gibi gelir.
Dostluk belli bir mahremiyetin eritilip aynı kaba
dökülmesiyle oluşan,Ortak bir mahremiyettir.
Her mahremiyet gibi dostluk da soruların,
kelimelerin ve sözlerin bittiği yerdir,
Şiir gibi, aşk gibi....

Taş değil mi taş Türlü renge boyadığım Yere göğe koymadığım Yıllardır sırt dayadığım Taş değil mi taş Dostum
Kırıp kırıp küçülttüğüm Ufalayıp toz ettiğim Buğdayımı öğüttüğüm Taş değil mi taş Dostum
En temele koydum onu Sıra sıra dizdim onu Elde tespih çektim onu Taş değil mi taş Dostum
Bazısı dağıtır kasvet Bazısı Hacerül Esvet Kutsal Kâbe ezel, ebet Taş değil mi taş Dostum
Sağlam atılmış mayalar Üst üste çıkar kayalar Ayaklara kum yayalar Taş değil mi taş Dostum
Asırlardır hep gözetler İnsanlığa tüm nöbetler Gizli saklı ne hikmetler Taş değil mi taş Dostum
Kır ufala, düşmana at Deniz derya durma fırlat Yastık olur keyfe inat Taş değil mi taş Dostum
Merdiven yap tırmanmaya Köprüler yap vardırmaya Kubbeler yap andırmaya Taş değil mi taş Dostum
Otur anlat derdi dinler Hiç kızmadan dinler kimler Bazen olur sessiz inler Taş değil mi taş Dostum
Sabrettikçe söyle derdin Çatlamışsa erir merdin Çatlamazsa gülümserdin Taş değil mi taş Dostum
Yürekleri taş sananlar Taş olup taşa kananlar Bir damla yaşla yananlar Taş değil mi taş Dostum
Toprak kokar için için Seni bekler söyle niçin Mezarının taşı için Taş değil mi taş Dostum..

Gel desem, bu akşam Bir kahve ısmarlayayım sana Bir fincan kahve: Cezvesinde kaynamış hatıralar, Köpüklerinde sevgi parlayan, Fincanında dostluk ile telve Bir yorgunluk kahvesi.
En iyisi ben sana Bir şiir ısmarlayayım Yanında da Bir fincan acı kahve... özenle hazırlanmış, kabı ve içindeki ve sunuş şekli;
Unutma beni dercesine, sade, durgun ve kederli. Bir fincan kahve hem de Türk kahvesi
Telveli ve yanında bir bardak serin, berrak ve saf duru su.
Birinin köpüğü bol, diğeri pırıl pırıl, sunuş şekli ömür boyu hatırda kalır.
Bir fincan kahve ve bir bardak serin su, ben de özlemişim doğrusu.
Kahve tadında bir fincan kahve, özenle hazırlanmış, kabı ve içindeki ve sunuş şekli;
Unutma beni dercesine, sade, durgun ve kederli. Bir fincan kahve hem de Türk kahvesi
Telveli ve yanında bir bardak serin, berrak ve saf duru su.
Birinin köpüğü bol, diğeri pırıl pırıl, sunuş şekli ömür boyu hatırda kalır.
Bir fincan kahve ve bir bardak serin su, ben de özlemişim doğrusu. kahvem ota şekerli olsun:))))))))))
October 19
Veda Türküsü???
Veda Türküsü???
* Nefsine Zor Gelende Hayır Vardır ..!!! *
Seviyorum ama imkânsız... Seviyorsan hiç bir şey imkânsız değil derler Hani nerdeler? Bir yol varsa bilmediğim Hani nerdeler, göstersinler...
Dudaklarından dökülmesi için yıllardır beklediğim o sözler İçimi fırtınalar misali titreten Hani nerdeler?
Bir daha asla duymayacağım, Bir daha asla söylemeyeceksin, Bir daha asla birleşmeyecek ellerimiz... Hani nerdeler, o eski günler?
Bugün ilk defa anladım ki, biz ayrıldık. Bugün ilk defa anladım ki, kavuşamayız artık. Verilen boş sözlerin, yeminlerin ve yalanların bir onları bırakıp gittin ardına bile bakmadan Gözümden bir damla yaş aktı, Eyvah derken yağmur yetişti imdadıma Gözyaşlarımın yağmura karışıp sel olduğu gibi, keşke sende bulutlara karışıp unutulsaydın... Hani nerdeler? Seni bana unutturacak o bulutlar...
Gün gelir unutulur derler, Zaman her şeye ilaçmış. Hani nerdeler? Seni bana unutturacak o günler...
Zamanla alıştım yokluğuna avunurum dedim başka sevdalarla hani nerdeler? Beni avutacak o sevdalar...
Ve o hiç geçmeyen ince sızıya ne demeli, o ne diye geçmez bilmem. Yüzüm gülerken, kalbimi ağlatır derinden... O ne diye geçmez bilmem...





September 25
Sana “Nasılsın?” diye sormayacağım…

Sana “Nasılsın?” diye sormayacağım…
Başkaları sorduğunda onlara ne kadar harika, ne kadar muhteşem, Ne kadar olağanüstü olduğuna dair verecek onlarca cevabın var biliyorum. Bir kez daha aynı sözleri duyacağımı bildiğim için sormayacağım sana o soruyu…
Sormayacağım; çünkü hayatında yaşadığın bitmez tükenmez sorunları yüreğinin kanayışını, hayatının eksilişini, içinin daralışını, yaşama sevincinin tükenişini biliyorum…
Sormayacağım; çünkü, hayatında yakın geçmişe kadar, tüm çevrendekilerin gıpta ile baktığı bir çok şey başarıp meyvelerini toplamak için çok çalıştığını, ancak bu topraklarda senin gibi insanların önüne ne derece devasa engeller dikildiğini ve senin bu engelleri aşabilme gücünün tükenme aşamasında olduğunu biliyorum…
Sormayacağım; çünkü, umduğun, istediğin hayatı bir türlü yakalayamayan ama yine de bulduğunla yetinmen gerektiğini hissettiren insanların alaycı tavırlarının seni nasıl kahrettiğini, nasıl yorduğunu biliyorum…
Sormayacağım; çünkü, bu topraklarda yeteneklerine göre değil kimin yanında durduğuna göre değer kazandığını bildiğini ve bunun sana acı verdiğini, dirensen de kendini artık buralara ait hissetmediğini biliyorum…
Sormayacağım; çünkü, geleceğe ait bir çok beklentin olduğunu ve bunun için ölesiye çabalamana rağmen, sevdiğin ve en yakınım dediğin insanların hayata bakışını anlamamaktaki ısrarının seni çok üzdüğünü biliyorum…
Sormayacağım; çünkü, insanların özgürlüğün ne olduğunu bilmediği, bilenlere ise bir kaç gömlek bol geldiği ve o özgürlüklerin sadece kendine ait bir hak olarak görülmesinin sana acı verdiğini biliyorum…
Sormayacağım; çünkü, “serde erkeklik var” diyemeyip, saklamadan, gizlemeden, utanmadan ağlayabildiğini, “ağlamak ne zamandan beri hak oldu, alındı, satıldı, verildi, lütfedildi?” diye isyan ettiğini biliyorum…
Sormayacağım; çünkü, bazen avazın çıktığı kadar bağırarak, bazense susarak, bazen sayfalar dolusu yazarak, bazen de ağız dolusu konuşarak sevdanı anlatmak istediğini, ama yine de beceremediğini görüp hayata küstüğünü de biliyorum… Evet sana “nasılsın?” diye sormayacağım…
Şimdi yıka elini yüzünü, gülümse aynalara, kendine çeki düzen ver ve her zaman senden bekledikleri maskeyi tak yüzüne…
Gülümseyerek “harikayım, nasıl iyi olmam ki” de yine…
Faruk İnan
September 15 HZ. Hamza’nın cesareti yüreğinizde, Hz. Ali’nin kuvveti bileğinizde, Hz. Ömer’in adaleti içinizde, Hz. Muhammed’in nuru yüzünüzde olsun. Kadir geceniz mübarek olsun.
August 28
*EY RABBİM***
Bismillahirrahmanirrahim.. 
Rabbim, Her şeyi kaplayan rahmetinden Her şeye gücü yeten kuvvetinden Önünde her şeyin boyun eğdiği kudretinden Karşısında hiçbir şeyin duramadığı izzetinden Her şeyi kaplayan azametinden Her şeyi kuşatan ilminden Her şeyi aydınlatan nurundan
İstiyor ve bekliyorum 
Ey nur, Ey Kuddüs, Ey ilklerin ilki ve sonların sonu Rabbim, İsmet perdesini yırtan günahlarımı affet Nimetleri değiştiren hatalarımı affet Duaların kabulünü engelleyen Belalar getiren İşlediğim bütün günahları ve yaptığım bütün hataları affet. Rabbim, zikrinle sana yaklaşabilirim, biliyorum. Rahmetinden beni kendine yaklaştırmanı diliyorum. Bana şükrü öğretmeni Zikrini ilham etmeni diliyorum.
Bana merhamet etmeni Beni, verdiğine razı ve kanaatkar kılmanı diliyorum. Sen ki ihtiyacı olana verirsin Kapına geleni geri çevirmezsin. Ey rabbim senin saltanatın yücedir. Kimine gizli, kimine apaçıksın
Rabbim, biliyorum ki Senden başka günahlarımı bağışlayacak Suçlarımı örtecek kimse yok. Biliyorum ki ben nefsime zulmettim. Sana itaat etmedim. Bütün bunlara rağmen beni unutmadığından Ve bana lütfettiğinden dolayı Kalbim sana kavuşma arzusuyla yanıyor Rabbim biliyorum ki sen benim dostumsun
Her kötülüğümü örtersin Başıma gelen her belayı hafifletirsin
Rabbim görüyorsun ki Zincirlerim beni çökertti. Çirkin ve boş emellerim beni senden uzaklaştırdı. Dünya beni aldattı. Gururum ve kayıtsızlığım kalbimi katılaştırdı Rabbim biliyorum ki sen benim dostumsun Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar Affet beni ey Rabbim
Farz edeyim ki senin ateşine dayandım. Her acıya göğüs gerdim Ama senin rahmetinden bir an bile uzak kalmaya dayanamam biliyorsun
Ey Kerim ve Rahim olan Rabbim Yemin ediyorum ki eğer konuşmama izin verirsen Senin kapında her an coşarım Feryat edenlerin feryadı gibi kapında feryat ederim, Kaybedenlerin ağlaması gibi ağlarım. Nerdesin? Çağırıyorum seni ey müminlerin dostu
Ümitsizlerin ümidi
Güçsüzlerin dayanağı
Ağlayanların sevgilisi Seni vücudumun tüm zerreleriyle çağırıyorum. Rahmetine ümitle koşuyorum. Görüyorsun ki bu kalp senden ayrılmanın acısını duyuyor. Bu dil seni anıyor. Bu kalp seni arıyor ve ağlıyor. Ah Rabbim o nasıl azapta kalabilir? O senin affedeceğinden ümitlidir, emindir. Senin sevgini arzuladığı halde ateş onu nasıl yakabilir. Onun güçsüzlüğünü biliyorsun. O bu acıları daha ne kadar taşıyabilir? Sen ona yol gösterirsen ateşin sıcaklığı ona nasıl zarar verebilir? O seni Rabbim diye çağırmaktadır. Ruhunda senin izlerin varken onu nasıl ateşe atabilirsin? Hayır asla sen bunları yapmazsın Ben senin keremini biliyorum.
Merhametini biliyorum. Senin isimlerin mukaddestir. Sen insanlara kendini tanıttın Rahmetinle kalplerini okşadın Rahmetini benden esirgeme Ey Rabbim
Bil ki sana muhtacım 
Gizlice yaptığım günahlar senin ilmindedir. Beni gizli günahlarımın ağırlığından kurtar. Sen her şeye şahitsin. Günahlarımı rahmetinle gizledin, biliyorum. Rabbim sen her günahı bağışlayan ve her hatayı örtensin. Sen benim fakirliğimden ve güçsüzlüğümden haberdarsın.
Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi
Yüceliğin adına seni anmama yardım et Boş emellerim, günahlarım, aşırılıklarım, bilgisizliğim ve gafletimden dolayı senin af kapını gözyaşımla çalıyorum. Biliyorum ki derdimin ilacı sensin. Ey Rabbim, benim kimim var senden başka Affı ve rahmeti başka kimden isteyeyim. Bu kadar günah ve aşırılıktan sonra sana geldim
Pişman ve perişanım Beni çirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar. Gözyaşımla sana dönüyor, günahımı itiraf ediyorum. Yalnız sana sığınıyor, özrümün kabulü için af diliyorum.
Beni affet Rabbim, beni affet.
Ey Rabbim senin rahmetini gördükten sonra beni yakacağına inanayım mı? Keşke bilseydim Sen benim dünya ve ondan gelecek belalara direncimin azlığını biliyorsun. Ve biliyorsun ki ben senin ayrılığına dayanamam. Gözyaşımla çağırıyorum seni ey Müminlerin dostu. Feryat edenlere cevap veren
Ey sadık yüreklerin dostu Beni bu gece ve her saatte affet Her günahı işlemiş ve her günde bulaşmışım Sen hepsine şahitsin Gizli olanı sen rahmetinle gizledin Beni çirkin günahlarımın ağırlığından kurtar Yüreğim dostluğunu kaldıramaz Ama kalbim sevgini hissedebilir. Rabbim sana böylece inanamamıştık ve senin sevginden habersizdik
Ey Kerim ve Rahim olan Rabbim Sen benim dünya ve ondan gelecek belalara karşı gücümü arttır. Bana kudretinle güç ver. Biliyorsun ki ben sana muhtacım İlahi Bilmiyorum sana neleri şikayet edeyim.
Zorlukları mı?
İnsanları mı? Üzerime gelen günah ve belaları mı? Beni affet Rabbim. Her şeye sabrettim ama senin ayrılığına sabredemem. Beni hizmetine al. Sana sürekli bir kul olayım Güvencim, dayanağım, dostum sevdiğim sensin. Her halimde sana koşarım.
Bana kuvvet ver. Kapına gelmeme yardım et Uğrunda her şeyimi vermem için bana güç ve nur ver. Huzurunda değişmez olayım. Sana koşanlarla birlikte sana koşayım. Seni sevenlerle birlikte seni seveyim Rahmetin ve kudretinle koru beni
Hatalarımı affet. 
Değil mi ki sen kullarına bu hükmü verdin. Bana yönelin, benden isteyin, kabul edeyim dedin Ben de yüzümü sana çevirdim Elimi sana uzattım Silahı, ağlamak ve sermayesi ümit olan şu kulun Senin kapına geldi Eğer affedersen bu senin şanındır. Eğer bağışlamazsan hangi kapıya gideyim. Hangi kapı var. Senden başka Rab yok ki onun kapısına gidilsin Tüm zerrelerimle sana sığınıyorum Rabbim, Rahmetinle, şefkatinle beni kucakla…
Amin…Amin…Amin….  
Ey Rabbim...  Bir beyaz güvercin gördüm, semalarda sana zikreden... Bir uçan güvercin gördüm, sana benden daha yakın olan... Bir nurlu güvercin gördüm, senin nurunla ışıl ışıl... Utandım Rabbim, utandım... Benden daha küçük ve güçsüz bir güvercinin sana olan aşkından utandım. Oysa ki, ona değil bana verdin tüm güzellikleri... Ona değil, bana sundun tüm olanakları... Peki ya ben ne yaptım, aman ya Rabbi... Ben sana o güvercin kadar bile kulluk edemedim.
Ey Rabbim... Semaya doğru açtım ellerimi, ya Rab sen affeyle beni... O küçücük güvercin gibi bende yanıp tutuşayım bir tek senin aşkından... Ben de, o masum güvercin gibi zikredeyim her daim ismini... İçimi öyle aşkınla yak ki Rabbim... Senin için akıttığım gözyaşlarım, sana gözlerimi feda etsin... Senin uğrunda kör etsin de, dünyadaki o gaflet ve nefislik şeyleri gözlerim görmesin... Öyle bir uğultu ver ki, hiç bir kötü söz duymasın bu kulaklarım... Sadece kendi zikrimi hissedeyim de huzura erenlerden olayım... Dilimi öyle bir lâl et ki, her türlü küfür ve isyandan uzak etsin beni... Senin ismini ben kalbimle de zikrederim, ya Rabbi... Yeter ki sen lâl et dilimi...
Ey Rabbim...  İçime öyle bir iman kuvveti ver ki, kalbim her attığında seni hatırlatsın... Ve kalbim her attığında da ismini zikrettirsin bana... Öyle bir iman kuvveti ver ki, H.z. Muhammed Mustafa (sav) gibi namaz kılmak nasip olsun. Her Kuran-ı Kerim okurken, gözyaşlarım bir de orada ki mânâlara aksın... Sen yaradansın ve her şeyi görüp, işitensin... Benim bu dualarımı da bilirim duyarsın... Sana en yakın olan yerdeyim ya Rabbi, secde de açtım semaya doğru ellerimi.... Gözyaşlarımla yalvarıyorum, beni de erenlerinden kabul eyle.. Bana da iman kuvveti ver.
Ya Rabbi, hava da uçuşan güvercin gibi beni de aşkınla ödüllendir 
August 06
“EZELDEN EBEDE”
''Yolcu yolunda gerek döndüm, döndüm ay oldum ay karanlık gecede kayboldum…!''
Yarım kalmışlık bitim anı dedikleri Ah…! Vah…! İle tükettikleri ömürleri Gönüller esiri bade sun saki mey ziyade…
Gönül eri olmak gerek vuslat hasreti ile yanıp tutuşan ey canlar can var canın içinde… Gül gülistan da Gülşen… Hazan mevsimi hüzün dolar fani alamet rüzgâr önünde tel, tel savrulur… Bahar mevsimi baki alamet yeni doğumlara gebe… Gönül gibi… Gözlerde sahte sürme gönül gözü nerede dilde sükût Aşk-ı ilahi kavurur mecnunu çöllerde dolandırır… Yusuf’u kör kuyularda halvete düşürür… Bilal-i Habeşi şevk ile okur O’nun için hu nidasını neyin feryadı semazenin pervane olup kendinden geçirir ben diyemez bencillik yapmamadan ötürü zamana mı yenildik zamansız mı geldik Sızılar gönül sızılar bitap düşer göz şaşkın nefse yenik düşük tenler gün için yaşamak derler gaye baki ömür umursanmaz. Emanet tende canım benim… Vakit daralır ömür zembereği yeniden kurulma faslında susmalı dil susmalı Rüzgâr önünde savrulmalı vuslata gebe ruhum deryada kaybolmalı…Aşk ile şevk ile ezelden ebede…!
AFG(orjl)

Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™

Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
-- --------------------------------------------------- ''ALLAH huzurunda sol gerdana düşer başım... Dostlarımın kara gününde akar gözyaşım...!'' afg...ª™ ---------------------------------------------------- ''Gülmeyi unutsa da yüreğim Gül serptim yüreğine Sen gül... Gül’sem de olur gülmesem de olur…! ''afg...ª™ ---------------------------------------------------- ''İçin kan ağlasa da bir tebessüm kafi…!'' afg...ª™ ---------------------------------------------------- Her zaman doğruyu söyle..Ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın...! ---------------------------------------------------- Esaret dağlarında gül olmaktansa, hürriyet dağlarında diken olmayı tercih ederdim…! ---------------------------------------------------- Ölümden öte köy var mı? ---------------------------------------------------- Rüzgâr ne kadar sert eserse essin kayadan alıp götüreceği tozdur…! ----------------------------------------------------- Öleceğini bile, bile yaşayan tek canlı insandır… Ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar…! ----------------------------------------------------- Sevda gülü dikeniyle avuçlamaya benzer… Ellerin kan içinde kalır… Lakin dikenlerin hesabını gülden soramazsın... ----------------------------------------------------- ''Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…!'' afg...ª™ ----------------------------------------------------- "SUS PAYINDA ÖMRÜM KALDI…!"afg...ª™ ----------------------------------------------------- " Leyla " diyen yüreğin " Mevla " demedikçe vuslata eremezsin...!!
Sevmek Ama;Kimi?... ________________________________________ Sevmenin adını “Muhabbet” koymuş Allahu Tealâ …Ve bunu şöyle dile getirmiş Allah’ın sevgili Rasulü (A.S): “Benim rızam için birbirini sevenlere, benim için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için birbirlerini (para, vakit) harcayanlara, muhabbetim vacib olmuştur.” (Muvatta)
Sevmek ... kimle?... Neyi ?... Nasıl?... İşte sevdiğimizi söylediğimiz sevgili Rasül’ün bize söylediği esas: “Kişi Müslüman kardeşini severse, onu sevdiğini kendisine söylesin.” (Ebu Davud, Tirmizi) ve… Alemi yaratan Yüce Sevgili yarattığı kullarından sevmeyi ve sevilmeyi istiyor. İnsanların arasına gönderdiği Peygamberine: “Benim nezaretimde yetiştirilmen için, sana sevgimi lutfettim.” (Taha/39) buyuruyor.
Peygamberler… insanların arasından seçilmiş, kendilerine vahyolumuş, terbiye edilmişi, Allah’ın sevgili kulları… Ve Allah Tealâ, sevginin yani muhabbetin, Peygamberin şahsında ve onun sıfatlarında, gören gözle ve anlayan gönülle teneffüs edilmesini istiyor. Bunu en çok kimlerden istiyor? Elbetteki sevmenin ne demek olduğunu bilen ve “ben seviyorum” sözünün ne anlama geldiğini bilen kullarından. Yani Mü’minlerden… ve mü’minlerden istenen şu: Ey sevgiyle gönderdiğim ve nurumdan var ettiğim Rasül!... “De ki; Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir.” (A.İmran:31)
Sevmenin yolu Allah’tan, Allah’ı sevmenin yoluda Rasul-ü Ekrem’den geçiyor. Kim Allah’ı sevdiğini iddia ediyorsa, önce O’nun sevdiğini sevecek demektir bu. Hem böylece insan sevilecek. Sevilince de kusurları görülmeyecek, görülse bile affedilecek demek…. İşte Hz. Ömer (R.A) inanmıştı ve sevmişti bir kere Rasulallah’ı (A.S)’ı. Zira cahiliyye döneminde kalma ızdırapları vardı. Kusurlarını göstermişti ona en sevdiği… Zira dost acı söylerdi. Ve böylesi bir dosta canlar kurbandı…. Sevdiği dostu, Rasülü Ekrem (A.S), kendisine (Hz. Ömer’in) içindeki gerçek dostu göstermişti. İçindeki, dostu sandığı şeytanı bile, terk etmişti o’nu. Görmek istemiyordu şeytan Hz. Ömer’i.
Mescid-i Nebi’ye vardığında beyninden vurulmuşa döndü Hz Ömer (R.A). Muğire b. Şu’be: “Rasulallah (A.S) vefat etti” diyordu. Hz Ömer: “Hayır! Yalan söylüyorsun!.... o vefat etmedi.” Münafıklar yok olmadıkça o vefat etmez.” (İbn-i Sa’d) diyordu. Kaybetmek istemiyordu O’nu. Daha soracakları vardı. O sevgili, kendisine sevmenin ne demek olduğunu öğretiyordu. Hayır! O yok olmamalı, ölmemeliydi!... Böyle diyordu, Hz. Ömer (R.A): “Kim öldü derse, boynunu vururum! “Hz. Ömer bu…. Dediğini yapar mı yapardı...
İbn-i Ümmi Mektum âmâydı. Mescidin son cemaat mahallinde “Muhammed ancak peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o, ölür ya da öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim böyle geriye dönerse, Allah’a zarar vermiş olmayacaktır. “(A.İmran:144) ayetlerini okuyordu. O esnada Hz. Ebu Bekir mescide girdi. Hz. Ömer ayakta, hiç oturacak halde değil!... Ebu Bekr (R.A).” otur artık, ey Ömer!” dedi. Cemaati de susturdu ve “Ey insanlar! Sizden kim Muhammed’e itaat ediyorsa iyi bilsin, Muhammed ölmüştür! Sizden kim de Allah’a ibadet ediyorsa hiç şüphesiz o diridir ve ölmez!...” (Buhari) Halk ve Hz. Ömer gözyaşları içinde “Anam-Babam Sana feda olsun Ya RASULALLAH!.... diyordu. (İbn-i Sa’d)
Evet, gerçek sevgili, en yüce sevgili Allah-u Tealâydı. O’na ulaşmak önemliydi. O’na giden yolda olmak ve severek ölmek önemliydi.
Ve … Şimdi O’nun gibi yaşamanın tam zamanıydı. Zaten yaşıyorlardı. En sevdiklerinin yolunu her an takip ediyorlardı. Ama şimdi sorumluluk duygusu içerisinde O’nu anlatmalıydılar. O sevgili Rasulü görmeyenler vardı. Sevgi onlara taşınmalıydı. Rasülü Ekrem (A.S):görememiş olanlara, aynen O’nu görüyorlarmışcasına anlatılmalıydı. İnsanlar heran O’nu (A.S) görebilmeliydi. Böylece o sevgili Rasül hep gönüllerde yaşamalıydı. Zira, o yaşarsa Allah sevilece, insanlar Allah’ı sevdikçe itaat edecekler, isyan etmeyeceklerdi. Ve … “Ben seviyorum” diyen; her an ve her zaman ilahi nuru seyredip duracak; mahvolmak, yok olmak ve geri durmak onun tanımadığı kavramlar olacaktı.
İşte…. Bilâl-i Habeşi (R.A)… Sevdim dediği, Rasulü Ekrem (A.S)’i toprağa verdikten sonra, bütün Medine ona dar gelmişti. Bağrına taş basmış, sevgilinin hasretini çekiyordu. Halife Hz. Ebubekir’in (R.A) huzuruna geldi. Müsaade istedi Medine’den ayrılmak için. Acılarını her gün katmerleştirmek istemiyordu belki de. Hz. Ebubekr (R.A) müsaade etmedi. Zira Bilal-i Habeşi, en çok sevdiği insan, Rasül’ü Ekrem (A.s)’in yadigarıydı. Onun okuduğu ezanlar hep devam etmeliydi. Ama Bilal-i Habeşi (R.A) mahzundu… sevgi, muhabbet ve ayrılık nedir bunu o anlardı. Mekke fethedilince Kabe-i Muazzama’da, En yüce Sevgili Allah’ın huzurunda, en Sevgili Rasul Muhammed (A.S)’ın önünde Ezan-ı Muhammediyi okumanın hazzını o bilirdi.
Bu anlatılmaz, ancak yaşanırdı. Ama şimdi o muhabbete, sevgiliyi görmeden, o anı yaşamadan nasıl seslenip çağırmalıydı insanları… ve o… “Ben Rasulullahsız Medine’yi istemem, ben buna tahammül edemem” diyordu. Hz. Ebu Bekr: Ey Bilal! Benim sevgim yok mu? Benim için Medine’de kal…” diyordu. Kıramadı Sıdık-ı Ekber (R.A)’i, Medine’de kaldı. Sonra bir fırsatını bulup Hz. Ömer (R.A)’ın hilafeti zamanında izin isteyerek, cihad için Şam’a gitti ve oraya yerleşti.
Gün geçmiyordu ki Şam’da Rasulallah (A.S)’ı hatırlamasın!.... Bir gece rüyasında, Efendimiz (A.s)’i gördü. Evet … İşte… En sevdiği karşısındaydı ve ondan bir tek isteği vardı: “Ey Bilâl! Beni ziyarete gelmeyecek misin?” Artık sevgiliden muştuyu almıştı bir kere… Duramazdı. Gözyaşları içinde Medine-i Münevvere’ye atını sürdü. Hiç kimseyi görmüyordu, gözü, doğruca Mescid-i Nebi’ye vardır. Saadetli yılları düşündü. Nebi (A.s)’nın namaza duruşunu, saf tutuşunu, tekbir alışını… hep hatırladı. Sonra Ravza-i Mutahhara’ya yüzünü sürdü.
Buralar, hep sevgiliyi hatırlatan ve Hüseyin (R.A) efendilerimiz O’na bakıyorlardı. Bilâl-i Habeşi (R.A) Nuru Muhammediyi bütün ruhuna teneffüs edercesine, onların ellerine sarıldı. Öpüp kokladı Asr-ı Saadet güllerini… Ve şöyle dediler Bilal’e (R.A): “Bizim hatırımıza, sabah ezanını okurmusun?!... Adeta bu istek, O sevgili Rasül’den (A.S) gelmişti. Kıramazdı ve kıramadı da… Mahzun Bilal (R.A) “olur!.... dedi. Bambaşkaydı o sabah, Medine… Mescid-i Nebi hareketlendi. Bilal-i Habeşi Mescidin üzerine ezan okumak için çıkınca….
“Allahu Ekber…… Allahu Ekber!....” midaları, Medine’de seher vakti duyulunca, istisnasız bütün mü’minler İsrafil (A.s) suru üflüyormuşcasına korkarak yataklarından fırladılar. “Eşhedü enlâ ilahe illallah! ……” derken Bilal-i Habeşi, Medine insanları adeta Peygamber (A.S) yeniden dünyaya teşrif etmişcesine sokaklara döküldüler. “Eşhedü enne Muhammed’er- Rasulullah!....” sözlerini halk işitince, kadınıyla erkeğiyle Mescid-i Nebi’yi doldurdular. Herkes birbirine bakıyor, gözyaşlarını dökmedik kimseye rastlanmıyordu…. (İbnü’l- Esir).
O gün…. Yeniden canlanmıştı ümmet. Sevgi ve Muhabbet bir kez daha kendini göstermişti. Bir olmuştu sevenler, sevgiliyle buluşunca…. İnsanların gözlerinin içi gülüyordu. Seven ağlardı, bu üzülmek değildi. Bu onların ilk hali değildi. Onlar her an seven, sevdiklerini söyleyen kimi sevdiğini bilen, nasıl sevilmesi gerektiğini yaşayarak anlatanlardı.
Evet Sahabe-i Kiram yaşayarak anlatıyordu. Onların bu hali insanlara tesir ediyordu. Kendilerinden sonra gelen nesil, ashabı hep yaşar halde buldu. Sahabe-i Kiram sevgilerini satırlara değil, sadrlara (gönüllere) yazmışlardı. Onların sevgilerini görenler hiç kendilerinden ayrılır mıydı? Hangi zaman ve zeminde olursa olsun bvylesi sevgiyi anlatanlardan ayrılır mıydı hiç insan?!... İşte, ayrılmadı…. Hz. İmam-ı Rabbani, Şah-ı Geylani, Habib-i Acemi, Ahmed-i Bedevi,Şah-ı Nakşibendi,Hasan-i Basri, Veysel Karani, Beyazıd-ı Bistami, Mevlana Halid Bağdadi, Hz. Şah Abdullah Faru’ki,Bediuzzaman Saidi-i Nursi,Süleyman Hilmi Tunahanlar.…. Yaşadılar, yaşattılar… sevgiyi, sevdiklerini gösterdiler, örnek oldular… (R.Anhüm)
Muhtaçtır bu ümmet ! Asr-ı Saadetin nefesine, gülüne… Hem duruşuna, sevgisine, bakışına, tebessümüne…..
Sen ki Alemlere Rahmet Bir Gül,
Aşkınla yananları edersin Kül,
Rabbimi hatırlatan Cemalini göremedi bu Kul
Yüzüm yok, Günahkarım ama yine de Sen Şefaat Kıl
YA RASULALLAH(a.s.m) ...!
August 05
“SU KASİDESİ”
KASİDE DER MEDH-İ HAZRET-İ FAHR-I KÂİNÂT
–1–
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere gözyaşımdan su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda vermez.
–2–
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem..
–3–
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden benim gönlüm parça, parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana getirir.
–4–
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim yaralı gönlüm de senin ok temrenine benzeyen kirpiklerinin sözünü korka, korka söyler.
–5–
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.
–6–
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi, gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki tüylere benzetemez.
–7–
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.
–8–
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.
–9–
İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır, söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.
–10–
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum, sofular da Kevser istiyorlar.
–11–
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş salınışlı; serviyi andıran sevgiliye âşık olmuş.
–12–
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
Topraktan bir set olup suyolunu o mahalleden kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere bırakamam.
–13–
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem, öldükten sonra toprağımı testi yapın, onunla sevgiliye su sunun.
–14–
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dik başlılık ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi (yalvarıp aracı olması bu dik başlılığından) kurtarabilir.
–15–
İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
Gülfidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını değiştirmesi gerekir.
–16–
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su
Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça göstermiştir.
–17–
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz. Muhammed’in – Salat ve selâm olsun O’na) mucizeleri kötülerin ateşine su serpmiştir.
–18–
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su meydana çıkarmıştır.
–19–
Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.
–20–
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su
Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.
–21–
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su, düşmanına) elbette yılan zehrine döner.
–22–
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan) yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.
–23–
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.
–24–
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça, parça da olsa o eşikten dönmez.
–25–
Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
Sarhoşlar içkiden sonra gelen baş ağrısını gidermek için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine) derman bilirler.
–26–
Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı! Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.
–27–
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi’râc’da
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
Sen o kerâmet denizisin ki mi’râc gecesinde feyzinin çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.
–28–
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa, güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel su iner.
–29–
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış, (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden ümitliyim.
–30–
Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su
Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde) sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su (damlası) gibi birer inci olmuştur.
–31–
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su (gözyaşı) döktüğü zaman,
–32–
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su
O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını ummaktayım.
FUZÛLÎ

Copyright ©2009 Akdeniz Rüzgârı™

Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
July 24 Renklerin toprağından fışkıran derin coşku, yağmurlarla buluştuğunda yüreğin tufandan kurtulduğu gün;
seher soluklu Cuma…
Canın coştuğu, ruhun kanatlandığı, gönlün güllerle güldüğü günde; zaman ötesinden kokular getirir zaman…
Sürgün saatleri serinletir melekût meltemler…
Mana maddenin önünde gizem kapılarını açar;
her şey anlam değerini dillendirir… Dilekler, dualar yükselir durmadan, saat-i icabeyi yakalamak için…
Cumanın kalbini yakalayanın kalbi duaları kabul olunur…
Ne isterseniz cevap verilir; düğümler çözülür, dertler dağılır, hayata renk gelir, renklere hayat…
Ubudiyet dua renkleriyle süzülür gönlün gökkuşağına…
Kulluk toprağından yükselen tefekkür çiçekleri güneşin renklerini görür ve gösterir…
Bereket yağmurlar yağar Rahmet bulutlarından… Toprağın kokusuyla, gökkuşağı renkleri coşku kuşlarını uçurtur sekine kanatlarıyla;
Dağların, denizlerin ötesinde, yıldızların yetişemediği, galaksilerin göremediği yöne doğru…
Kalp, cumanın kalbiyle bütünleşmiş, yönsüz ve zamansız iklimlerde renkleri ve kokuları geride bırakmış yitik yurdunu arıyordur; sonsuz saadet…
Latif ve Alim olan Rabbimiz dünya saadetiniz için Cuma'yı vesile kılsın, ahirette size ve tüm sevdiklerinize "Cuma Yamaçları" nasip etsin...
Hayırlı Cumalar...  
|
|
|
|