Ayşe's profile~~AySHé~~PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
~~AySHé~~~~ÃrkadasLar Space 'me hepiniz HoşgeLdiniz.FotoğrafLardan beğendikLeriniz oLursa bir yorumda Teşekkür ederek aLıp,KuLLanabilirsiniz.Bir teşekkür YeterLidir.İyi vakit geçirmenizi diLerim.SevgiLerLe Ayshe... |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
July 06 TEŞEKKÜRLER...★hakan★████████ ★ ...
June 28 Teşekkürler...(af_gu)Â.Ş.K...
![]() Gönül eteğimin suskun dervişi!
Müebbede mahkûm duamsın!
İstersen mürekkebinle dokunma cismime!
Aklımın bağlı ellerini çözen
==Ayın
=====Şın =======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق
Sağ elini uzat Hakkın bağına ==Ayın =====Şın
=======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق
K/af dağının ardında geçmişin sitemi ==Ayın ![]() Yokluğa açılan kapının ardında
Varlık fidanı duygu yaprağına hasret Şavkın vuruyor her gece göz pınarıma Sende kalan umudum ==Ayın
=====Şın =======Kaf ِ عٍِ ِ ش ِ ق ![]() Be’nin anlamını güçlendiren nokta(yı)m ==Ayın ِ عٍِ ِ ش ِ ق
Ten mumu erisin
Abı hayat varlığının resmi Boz bulanık kekre suyu temizleyen ==Ayın
=====Şın =======Kaf… ِ عٍِ ِ ش ِ ق ِ عٍِ ِ ش ِ ق ِ عٍِ ِ ش ِ ق
![]() Â.Ş.K... ِ عٍِ ِ ش ِ ق
![]() Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
June 26 AKDENİZ RÜZGARIN'NA TEŞEKKÜRLER...Mü'minler içinde Allah'a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir. AHZÂB 33/23 ÜÇ AYLARA GİRERKEN
![]() "Her hasenenin sevabı başka vakitte on ise, Receb-i Şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzamda üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarekte bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuz bine çıkar. Bu pekçok uhrevî faydaları kazandıran ticaret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i imana temin eden şuhûr-u selâsenizi (üç aylarınızı) tebrik ediyoruz."
Dinî anlatımda "Şühûr-ü selâse", yani üç aylar olarak bilinen bu mevsimin girmesiyle birlikte Müslüman ruhları bambaşka bir hava kaplar. Çünkü bu aylar İlâhî rahmetin coştuğu aylardır. Diğer vakitlerde iyilik ve ibadetlere on sevap veriliyorsa, Receb, Şaban ve Ramazan aylarında gittikçe yükselen bir oranda kat kat fazla sevap verilir. Meselâ, başka zamanlarda okunan her bir Kur'ân harfi için on sevap yazılmaktadır. Receb ayında bu sevap yüz olarak yazılır, Şaban'da üç yüzü aşar, Ramazan'da bine çıkar. Cuma gecelerinde binleri bulur. Kadir Gecesinde de otuz bine ulaştığını düşünürsek, üç aylardaki mübarek vakitlerin âhiret ticareti bakımından ne kadar kıymetli bir fırsat olduğunu anlayabiliriz. Bu bakımdan üç aylar “pek çok uhrevî faydaları kazandıran ticaret-i uhreviyenin (âhiret ticaretinin) bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibadet için mümtaz bir meşheri (sergisi)” olarak vasıflandırılmıştır. Bilindiği gibi, pazarlar ve fuarlar mühim ticaret yerleri arasında yer alırlar. Haftanın belli bir gününde belli bir yerde kurulan pazarda, insanlar her türlü ihtiyaçlarını karşılarlar. O gün sabahtan akşama kadar pazarın ucuzluğundan istifade etmek mümkündür. Ama o gün pazara gidemeyen bir insan, aynı şartlar altında alışveriş yapabilmek için bir hafta beklemek zorundadır. Çünkü pazar bir günlüktür. Aynı şekilde, üç aylar da yılda bir defa kurulan ve ahiret ticaretinin yapıldığı pazarlardır. İstifade etmesini bilenler, bu pazardan büyük kazançlar sağlarlar. Ahirete yönelik amellerini diğer vakitlere oranla arttırırlar. Daha fazla Kur'ân okurlar, ilme daha fazla yönelirler, uykularından kısarak ilim ve tefekküre, ibadet ve İslâmî hizmetlere daha fazla vakit ayırırlar. Hayırlı işlerde birbirleriyle yarış içine girerler. Böylece, “bu çok sevaplı ibadet ayları”ndan tam bir istifade ile çıkarlar. Bir mânâda, bu mübarek vakitlerde yapılan manevî hizmetler, insanın ebedî hayatı için yapılmış en kârlı “yatırım” olur. Buna karşılık, üç ayların fazilet ve kıymetinden haberdar olmayıp da değerlendiremeyenler, herkesin istifadesine açık tutulan çok kârlı bir ticaret imkânından mahrum kalmışlar demektir. Bu kimseler, aynı imkânı tekrar ele geçirebilmek için bir yıl daha beklemek zorunda kalacaklardır. İşte üç ayların ve bu aylardaki mübarek gecelerin büyük bir coşkunlukla ihya edilmesi bu bakımdan da önem kazanıyor. Çünkü bunlar şeâirdendir, İslâmın sembolü ve alâmetlerindedir. Bu açıdan şeâirin duyurulmasında hem İslâmın izzet ve şerefinin gösterilmesi, hem de İslâmın mânâsından uzak yaşayan insanlara örnek olunması gibi büyük hikmetler vardır. Namazlarda, bilhassa Cumalarda ve Kandil gecelerinde camilerin mü'minlerle dolup taşması, radyo ve televizyonda Kur'ân ve mevlidlerin okunması, camilerin mahyalarla (iki minare arasının ışıklı güzel yazılarla) süslenmesi, hattâ kandil simitlerinin dağıtılması, bu İslâm sembolünü ilân eden huzur verici hadiselerdir. Böylece bütün mü'minler âhiret kazancına yöneliyor. Herkes Allah'ın rızası yolunda sonsuz bir yarışa giriyor. Ve oluşan manevî hava, bütün bir topluma huzur veriyor. Bu huzur havasından herkes derecesine göre istifade ediyor. Yapılan ibadetler, okunan Kur'ânlar, Arş'a yükselen ihlâslı dualar, bitip tükenmek bilmeyen bir şevkle devam ettirilen İslâmî hizmetler, İlâhî rahmetin celbine vesile oluyor. Ayrıca sırf Allah rızası için ve ihlâsla yapılan bu hizmetler, günahların, sefahetlerin ve zulümlerin kirlettiği manevî havamızı temizliyor. Şu halde, her yıl bizlere ikram edilen bu bulunmaz fırsattan istifade etmeliyiz. Bunun için, mü'min kardeşlerimizle daha sık bir araya gelip sohbetlerde bulunabiliriz. Aramızda Kur'ân'ı paylaşıp imkân nisbetinde günlük ve haftalık hatimler yapmaya başlayabiliriz. Makbul dua ve zikirleri daha çok okuyabiliriz. İslâmî eserlere daha fazla vakit ayırabiliriz. İslâmın hakikatlerini yayma ve anlatma hususunda daha fazla gayret gösterebiliriz. Bu yolda göstereceğimiz en küçük bir gayret, en azından bire yüz netice verecektir. Bu arada, üç ayların ve kandil gecelerinin evlerimizde ve aile fertleri arasında ayrı bir mânâ içinde yaşanması gerektiğini de unutmamalıyız. Çocuklarımız Ayrıca, sabaha karşı seher vakitlerinde uyanık bulunmaya çalışarak İslâm âlemi için ve mü'min kardeşlerimiz için dualar etmenin fazilet ve kıymeti sonsuzdur. O feyizli vakitte yapılan duaların kabul ihtimali çok kuvvetlidir. -alıntı-
![]() Lâle aşkı dilime düştü lal oldu… Gönlüme düştü ahuzar oldu…
June 11 İSLAM NURDUR.'A Teşkkürler....................................AŞK................................ Hzİbrahim in ateşe atıldığı zaman ki teslimiyettir, HzEyyub un hastalığa karşı sabrıdır, zaferidir, HzDavud un sesidir, eliyle demire şekil vermesidir, HzMusa nın kızıldenizi ikiye bölen asasıdır Hzİsa nın kokusunu bile hissettiği Son Peygamber i müjdelemesidir HzMuhammed in Allah a olan teslimiyetidir HzMuhammed söylüyorsa doğrudur diyen HzEbubekr in sadakatidir HzÖmer in adaleti bile hayran bırakan adilliğidir HzOsman ın şeytanı bile utandıran hayasıdır, edebidir HzAli nin cesaretidir, ilmidir HzHüseyin in haksızlığa karşı yürümesidir, şehadetidir HzYunus un cenneti istemeyip Allah a "Bana Seni gerek Seni" demesidir Çöllere düşen Mecnun un gözlerinin dağlanmasıdır Bülbülün güle ötüşü, ölen sahibin başında bekleyen attır Ezan-ı Muhammed-i okununca felaha, kurtuluşa, namaza koşmaktır Kur'an-ı Kerim okununca anlamasan bile onu kalbinde hissetmektir Gönülden gelen bir Kelime-i Şehadettir Allah ve Rasulunun adı anılınca göz yaşı dökmektir İSLAM ı doya doya yaşamaktır Aşk; Sadece kuru bi sevgi yada sonu belli bir macera hevesi değildir, CANAN la bir CAN olmaktır, onu hergün daha fazla sevmektir, ALLAH için sevmektir... Tekeşşürler Hakan Arkadaşım...CAN DOSTUM
Yürek söz vermişse
Bizde sözden dönülmez Kalp kalbe gönül vermişse Bizde sevgi inkar edilmez Bizde yürek zedelenir ama Dostluğa ve sevgiye İhanet edilmez ... Dostluk ağlamak ise
Yüreğindeki acıyı paylaşmak ise Üzüldüğümde sıcak bir kucak'sa Ve dostluk için ateşe atılmak'sa Dünya durana Can bedenden Cıkana dek Dostumsun ... Bir yıldız kadar hoş Bir okadar da uzaksın Sen birileri için hayatsın hep gül mutlu ol ki O biride hayatta kalsın ... HAKAN Teşekkürler Can Arkadaşım....:)GÖZLERİNLE BULUŞMAK İSTEDİM
Seninle
Bir seninle, Işıl ışıl parlayan gözlerinde Buluşmak istedim. Şimşekler gibi çakan gözlerinde
Kadim tarihi, Bir de güzele adanmış Tüm güzellikleri gördüm. Ve seni senle tanıdım!
Muhammet’i sesinde İsa’yı kalbinde, Yüreğinde Musa’yı gördüm İşte o an, Seni senle tanıdığımı anladım. Sana her bakışımda
Mahşer gününü gördüm, Yangın yerine dönmüş, Mahşer gününü. Yeni ateşleri gördüm, Kar ateşleri. Ben gözlerini hiç görmedim ki!
Orada ben ilahi ışığı gördüm. Semaları aydınlatan İlahi ışığı. Ve sonra
Öğrenmek için gözlerinin rengini Tüm kainatı gezdim. Tanrıça İnanna’yı gördüm. Sordum Leonidos’a Ve sonra kahraman Akilleus’a. Ve daha nicelerini gördüm Tanrılar ve tanrıçalar diyarında Kimi kahverengi,
Kimi siyah, Eladır dedi kimisi de. Oysa ben gözlerinde
Gökkuşağını değil. Tüm renklerden oluşan, Işık bahçelerini gördüm. Orada ben UMUDU gördüm.
Geleceğe dair parlayan Sımsıcak UMUDU İşte bu yüzden Seninle Bir seninle Işıl ışıl parlayan gözlerinde Buluşmak istedim ........Teşekkürler...Arkadaşım......:)Ey Zûleyha …
Sevdasını yüreğine katık eden sevgili… gözlerinden gelen yağmurla yüreğindeki ateşi söndürmeye çalışıpta her damlada bin yürek yakan… Sen ki suretin güzeline bir sınav oldun… O ki sana cennet vesilesi…. Ömrün ki Yû’suf ila aslına bürünmüş, gerçeği bulmuştu gerçek sevdayı yaşamıştı… “Zûleyha ki Leyla’dan, Aslı’dan, Şirin’den, Zühre’den ve hatta Zahide’den sahici…” Sabrın sevgiliyi getirdiğinin en açık kanıtı değil misin? Sevgiyi dilde yaşatmak kolay ve gerçekten uzaktı…. oysa sen sevgiyi önce yüreğinde yaşadın öylesine büyüttün ki kaldırmadı küçücük görünen ama kocaman olan o yüreğin sonra göklere saldın Rabbine ulaştın “Aşık olmayanlar Zûleyha ismine dokunmasınlar” ama Zûleyha bil ki; adını yazdık yüreğimizin en kör noktasına Aşk deyince kulaklarımızda sen çınlıyorsun ilk önce Yûsuf diye eriyişin ki Rabbim sana lütfedince Yûsuf’u Yûsuf’tan ilahiye dönen aşkının büyüklüğünü anıyoruz bil Zûleyha senden yüzyıllar sonrada yaşıyoruz “Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer ve aşksız gönül misali taşa benzer Hayatı aşka bölünce aşk çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye Aşk kalır….” __________________ ADINA DOST DERLER (Deniz Sea'ya Teşkkürler... :)ADINA DOST DERLER
Hani vardir ya her yerde, hissetmek istersin onun varligini... Hani hep yanibasinizdaymis sanirsiniz, ismini söylersiniz dalginlikla, her an berabersinizdir...
Yaninda oldugunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldügünde o simsicacik kollarini açar sana, sarilir aglarsin omzunda doya doya... Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacagin olur adeta... Ayrilmak istesen de koparip atamazsin... Bir türlü sevindiginde ise senden fazla mutluluk duyar... O senin için farklidir bütün insanlardan, tabii sen de onun için... Aranizdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz aranizi, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez... Ne zaman yardima ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyaciniz olsa hep yaninizda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamistir... Beraber gülüp beraber aglarsiniz, daima olumlu özellikler verirsiniz birbirinize... O sana gülmeyi ögretir sen ona kahkaha atmayi... O sana emeklemeyi ögretir, sen ona yürümeyi... O sana okumayi ögretir, sen ona yazmayi ve bu böyle sürüp gider... Iste bunun adina DOST derler... Hayatta hiçbir seyiniz olmasin ama hep bir dostunuz olsun... Dostlarinizin Kiymetini Bilin... GÖNÜL KU$U (Dayı'ya Çok Teşekkürler...:)Gönül havalandı inmiyor yere Başını göklere değer sanıyor. Mezarı gösterdim ona kaç kere Dünyayı içine sığar sanıyor. Görmüyor gerçeği kör olmuş gözü Maksudun bulmadan gülmüyor yüzü Gidip bir faniye bağlamış özü Herkesi ölümsüz doğar sanıyor. Acı gerçekleri peşinde yordum Nef’s atına binip dört nala sürdüm Seni Züleyha’nın fikrinde gördüm Yusuf’u zindanlar boğar sanıyor. Kimi gönül güder,kimisi kulu Kimi oturmaya bulamaz çulu Kimi biriktirir, parayı pulu Tükenmez üst üste yığar sanıyor. Güzel görsen işvesinden nazına Tel olursun döşündeki sazına Güvenilmez hem kışına yazına Her mevsimde yağmur yağar sanıyor. Hilkati’yim gönül senin elinden Gölgelenmem ağacından,dalından Petek olsan yemem senin balından Arı gibi her dem sağar sanıyor. June 10 Ahmet Baki'den...FREKANS OKYONUSU(AHMET BAKİ'DEN)Frekans Okyanusu Bir beynin “ilgi alanı” ile bunları değerlendirebilme alanı olan “kapsama alanı” hiç bir zaman aynı olmaz! Sistem Bilgi Kitabımız Kur'an-ı Kerim'i, günümüz anlayışıyla değerlendirebilmemizi kolaylaştıran Modern Bilim, bize, bu evrenle birlikte iç içe sayısız paralel evrenlerin varlığını; hatta şu anda bu satırları aynen okuyan, bir “ikizimiz” olduğunu bildiriyor! * * * Önce şu hususu iyice anlamaya çalışalım… Bir gül ve karşısında bir kamera düşünün!… Kamera, önce, gülü “elektromanyetik frekanslara” dönüştürüyor; ve hemen ardından bir televizyon ekranında bu frekanslar yeniden orijinal gül görüntüsüne çevriliyor… Böyle tanımlıyoruz, ancak gerçekten böyle mi acaba?… Aslında kamera, gülü, frekanslara dönüştürmüyor! Gözün gül şeklinde gördüğünü, kamera sadece “frekanslar” şeklinde görüyor ve öylece kayda alıyor…Görme, duyma, dokunma, tat alma ve koklama olarak adlandırdığımız beş duyu organlarının hepsi de gerçekte değişik frekansları dönüştüren birer “frekans çözümleyicisi” işlevini yerine getirmektedir!. Çözülen frekanslar ise beyinde birer anlam olarak değerlendiriliyor. Nesnel diye kabul ettiğimiz dünyanın, şartlandığımız gibi olmadığını şimdilerde yavaş, yavaş kavrıyoruz! Oysa evliyaullah denen seçkin zevât, bunu yüzlerce sene önce keşfedip yazmışlar… Neyse onlar bir yana… Evrene başka bir gözle (özle) bakıldığında, seyredilecek olan frekanslardan oluşmuş bir “titreşimler okyanusu” söz konusu… Beynin muhatabı, dışındaki, ötesindeki bir dünya değil, aslında gözün retina tabakası üzerindeki imge! Yani “görme” dediğimiz algı, dışarıda zannedilenle beyin arasında değil; gözün retina tabakası ile beyin arasında gerçekleşen ve çözülen bir kavrayış biçimi! Ancak “zan”, her şeyin, ötede olduğu yönünde! Keza işitme, koklama, dokunma da yine öyle!. Beyin bir yorum merkezi; beynin uzantıları durumundaki mercekler olan duyu araçlarından filtre edilerek kendisine ulaşan titreşimleri, o andan önceki kendi veri tabanına GÖRE yorumluyor, “anlamlar” olarak “kavrıyor”…Eğer “algının” önündeki bu mercekleri kaldırabilsek, algılanan “sınırsız titreşim okyanusu”ndan başka bir şey kalmayacak… Eğer “algının” önündeki mercekleri kaldırabilsek, nesnelerin yerinde, tıpkı bir hologram plakasının üzerindeki gibi “frekans girişim desenleri” kalacak… Yaşadığımız evrenin kendisi ve evrendeki her şey çift yaratılmış! Biri, taştan, topraktan, sayısız nesnelerden oluşmuş, uzayda bir yer tutan “fiziksel evren”… Diğeri, sırf dalgaları ve girişim desenlerini barındıran, “uzay ve zaman ötesi bir frekans okyanusu”… İnsan çift yaratılmış!.Biri, madde bedenden ibaret nesnel sureti; diğeri, merceksiz bakışa karşılık gelen girişim desenleri şeklindeki ışınsal sureti… Kendini et-kemik sanarak ve beden mezarına tutsak olarak maddî zevklerle ömür tüketen; beş duyuya bağımlı amaçlarla uzay ve zaman içerisinde evreni maddi bir kütle olarak kabul edip; dışında gördüğü bu varlıklar üzerinde hükmetmek gayesiyle varlığını kanıtlama çabasındaki “insan”… Ve yanı sıra… Zaman ve mekân kayıtlarının ötesindeki düşünsel “insan”! Tüm evreni düşünceden, şuurdan ibaret olarak algılayıp, her şeyin yalnızca düşündüklerinde var olduğuna inanarak, varlığı kendi özüne dönük değerlendiren “insan”… * * * Bir kameranın aldığı görüntü, karşısındaki objenin filme temasıyla oluşmuş bir görüntü değil, filmin üzerine düşen frekansların izidir, ışınların görüntüsüdür, dedik. Ekranda veya bir fotoğrafta gördüğünüz nesne, o nesnenin ışınsal bedeninin, gözün algı kapasitesine uyarlanmış suretidir. Kameranın şeffaf merceği üzerine düşen, gözün sandırdığı gibi nesnenin resmi değil, karşısındaki “sınırsız frekanslar okyanusu” ve o okyanustaki çeşitli “girişim desenleri”dir. Eğer bir kameranın şeffaf gözüyle bakarsanız, karşınızda nesneler olmayacak, oysa kendinizi çeşitli frekans girişim desenleri içerisinde bulacaksınız… Şu anda ve burada!.. “Biz her şeyi çift yarattık; umulur ki tezekkür edersiniz!” “Subhandır O ki, hepsini çiftler hâlinde yarattı; yerin bitirdiklerinden, nefislerinden, ve bilmediklerinden!” Bilimin henüz ulaşamadığı atomaltı düzeyde elbette sayısız enerji katmanları mevcuttur. İnsanın evreninde varlığın iki yönü; yani, düşünsel (anlam) ve nesnel (bedensel) yanı mevcuttur… Ayrıca sayısız atomaltı düzeyler ile sayısız üstmadde düzeyleri… İnsanın “Sağı” ve “Solu” durumundaki bunlar yanı sıra, bilmedikleri de sonsuzdur!. Evren kitabını düşünsel güçleriyle “OKU”yanlar… Onlar yanısıra, her şeyi maddesel nesneler yığını olarak algılayıp, madde ötesi güçleri değerlendiremeyenler… Evren içre evrenler sayısızdır… Bu evrende atomaltı parçacıklar düzeyinde kâh dalga hareketinin, kâh da tanecik hareketinin gözlenmesi ve her oluşumun kesin biçimde bu evrenin bir fizik kuralıyla açıklanamaması, gözlemci bilincin varlık üzerinde söz sahibi olmasının ve bilincin paralel evrenlere açık oluşunun sonucudur… Atomaltında gözlendiği ifade edilen yapılar —elektron gibi— kâh belirli bir anda belirli bir noktada gözlenirler (bu durumda enerjileri yoktur); kâh da belirli bir enerji taşıdıkları halde bulutumsu (kuantum dalga modeli) şekilde gözlenirler, ancak bu durumda da belirli bir yerleri yoktur. Yani, tanecik halinde gözleniyorlarsa, enerjileri yoktur; bulutumsu dalga şeklinde gözleniyorlarsa, bu kez yerleri ve belirli bir konumları yoktur… Bu demektir ki, ya enerjisini tespit edeceksiniz, ya da yerini; fakat biri varken diğerinin varlığından bir eser bulamayacak, söz edemeyeceksiniz…Esasında bu konu çok enteresan gerçeklere işaret etmektedir. Bahsedilen bir durumdan diğer duruma geçiş veya bir evrenden diğer bir paralel evrene geçiş, duyularla gözlemlediğimiz madde evrenin tükendiği; ama bilincin seyrine devam edebildiği farklı varlık boyutlarına delildir. Fizik boyutun derûnundaki herşey, ölçümlerin ve karşılaştırmaların sonucu olarak “anlamlar” vasıtasıyla akıl dediğimiz meleke sayesinde kavranmaktadır… Derinliğine dalıp, araştırıp keşfedebildiğimiz, bir frekans okyanusu!. Okyanus Ötesi nasıl, orada neler var, “Okyanus Ötesinden” okyanusa ve oradan bu evrene neler nasıl ulaşıyor, bu akılla bilinesi değil… Sayısız paralel ve paralel olmayan evrenler, “ALLAH” ismiyle işaret edilenin indinde, bu cümlenin sonundaki bir nokta hükmünde bile değil. Bilim, kavrama olayını şimdilik bir frekans çözümleyici olarak “beyne” atfediyor… Ancak beynin ve duyuların da fiziksel beden gibi yalnızca birer hologram olduğunun anlaşılması, elbette “şuur” hakkında yeni bir anlayışın oluşmasını getirecek… Yapılan araştırmalar, tüm atomaltı parçacıkların “bilgiyi” aralarında aktif olarak kullanıldığını ve —aslında “bilgi birikimi” ve “verilerin karşılıklı interaksiyonu” olan— “anlam” dediğimiz şeyin, sadece kişinin zihnine ait değil, evrenimizdeki tüm nesneler için geçerli bir nitelik olduğunu ortaya çıkarmıştır…Laboratuvarlarda, elektronların davranışları sırasında çevrelerine bir tür bilgi aktardıkları ve şuurlu özelliklere sahip şekilde organize davrandıkları gözlenmektedir… Sonuçta, bilginin kavranmasının sonucu olan ve “anlam” denen şeyler, madde ile ışınsal (nur) diye tanımladığımız, —beş duyuya göre— varlığın çift yüzü arasında hizmet eden ve yine bize göre ışınsal katmanda kalan varlıklardır… Dini terminolojide, “melek” kelimesiyle işaret edilen varlıklar “anlam”lardır… Her bireyin “meleke” kazanmış olduğu eylemleri, kendi varlığında zâhir olan mevcut meleklerin faaliyetindendir… Ne çare ki bizler, mecaz ve benzetme yollu anlatılan gerçekleri kelimelerdeki şekliyle kabullenme faziletimiz(!) sebebiyle, melekleri, nesnelerden kopuk, uçan kızlar gibi figürlerle resmetmiş, sonra da göklerde arar olmuşuz… İşte biyolojik bedenle şuur arasında bağlantıyı sağlayan o meleke, gerçekte madde ile nuranî beden arasındaki bağlantıyı sağlayan bir “anlam”dır… Mevcudâttaki her şey, varlığını, derûnundaki anlamlar evreninden alır, yani melekût boyutundan… İsa aleyhisselâm'ın insanları davet ettiği “göklerin krallığı”, yeryüzü krallıklarıyla mukayese ederek indimizde değer biçtiğimiz saltanat makamı değildir…“Semâ”, gökyüzü değil, anlamlar orijinli “esma” (isimlerin mânâları) boyutunun adıdır… “Semânın krallığı”, saltanat değil, hilâfettir ki; yeryüzünde her fert bu hilafet özelliğiyle vardır… “Her şey semâdan yeryüzüne iner”, ifadesi, “anlamlar evreni, madde evrenin kaynağıdır,” demektir… İniş , yani “nüzul”, tavandan yere doğru değil; Özden, görünene doğrudur!Yüzünü, beş duyu sınırlarının ötesinde varlığının özüne dönemeyen —şuuruyla gördüğünün derûnuna yönelemeyen—, “ALLAH” ismiyle işaret edilene “imanı” olmadan yaşamakla, düşünce ve imanın gücünden bîhaber kalacaktır ve kendini et-kemik beden sanma düzeyinden, bilinç boyutunun değerleriyle yaşama düzeyine geçme melekesini kendinde bulamayacaktır. Bundan dolayı, evrensel bilince ait melekî özelliklerin yaşandığı “cennet” denen boyuta dahil olma şansını da sonsuza dek yitirecektir.Cennetin sakinlerinin melek olmasını; bağın, bostanın içinde rengârenk tül giysiler içinde şirin kızlar gibi yorumlayıp, mecazların ardındaki gerçeklere “hadi canım”, diyen; madde bedeninin ötesinde zevk tanımayan, bilincin zevklerini tatmaktan mahrum dünya ehline bu açıklama ne değer taşır acaba?… Yaşamını, Rasûlullah (aleyhisselâm)'ın bildirdiği ALLAH indindeki DİN'in gereklerine göre değerlendirmeyenler, kendi hakikatleri olan Evrensel Bilincin “meleki güçlerinin” farkında olamamaları sebebiyle; ölüm ötesi diye bildirilen ışınsal ortamların şartlarında güçsüz kalacak; çeşitli yaşam safhalarında cereyan edecek doğal olaylar karşısında, hareketsiz, kıpırdayamaz, tutsak, aciz ve sıkıntılı vaziyette kaldıklarını görerek, dünya yaşamlarında bildirilen tehlikelere vurdum duymazlığın pahasını ağır bir pişmanlıkla ödeyeceklerdir. Güneşin dünyayı kuşattığı “Mahşer Günü”, kiminin dizine, kiminin boğazına, kiminin de çenesine kadar tere batacağı şeklinde anlatılanı; saunada kömürle ter atmak gibi yorumlayan beş duyu mahkûmu bir beyne bu sözler ne ifade eder ki!!.. Sistemde mazeret geçersizdir . Onun için:“Dünyada amâ olan ebediyette amâdır.” Hazreti İsa aleyhisselâm: “Sanmayın ki ben sizi bir araya toplamaya geldim; ben kurtla, kuzuyu ayırmaya geldim,” diyor… Semânın melekûtuna erişmek için “mâna=şuur=gönül” âlemine doğun ve önce kendinizde, kurtla kuzuyu ayırın! Muhammedî hakikatin gereğini yaşayabilmek için, “benim” sandığınız her şeyinizi verin; şartlanmalar, değer yargıları ve duygulardan arınmak suretiyle, “ölmeden evvel ölün!”Bu her şeye değer… Bunu ele geçirmek için ikinci bir şansınız olmayacak!.. Ya gaflet içinde, ya da her şeyin hakikatini görerek gideceksiniz. Arası yok!. Bugününüz, yarınınız demektir! Şu an hangi hâldesiniz? Teşekkürler hilal...hissederim söyleyemem, ağlarım ağlatamam, dili bağlı kalbimin bundan pek bizarim.
Bu çalışmada İslam inancının temel taşlarını görüyorsunuz. Buradaki yazıların hepsine birden 'Amentü' adı verilir. Çoğu müslümanın ilk ezberlediğii duâlardan birisi budur. Çünkü bu duâ, Müslüman kabul edilmek için söylenmesi gereken sözleri toplu halde içermektedir. May 03 Teşekkürler...(BİRİNDAR FREEDOM)
Teşekkürler Deniz arkadaşım...(deniz sea.izmiryazan)
Teşekkürler Aysun arkadaşım...HAYIRLI CUMALAR DİLERİM
But if they turn away, Say: "(Allah) sufficeth me: there is no god but He: On Him is my trust,- He the Lord of the Throne Supreme!"
Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O'na tevekkül ettim. O, yüce Arşın sahibidir." (Quran-9/129)
Kimsesiz kaldığımızda, mutluluğumuz alındığında ellerimizden, yalnız bırakıldığımızda, suçlandığımızda, kınandığımızda; bir seccadenin şefkatinde dualar kalbimize deyip geçerken, dil ile ikrar edilen kalp ile tasdik olunduğunda... ALLAH BİZE YETER... Duanın gücünü anlayıp yalnız O'ndan istediğimizde, O'na güvendiğimizde, O'ndan başka hiçbir şeyimiz kalmadığında... ALLAH BİZE YETER...
O, ne güzel bir vekil,ne güzel bir dost,ne güzel bir yardımcıdır. Vakt-i şerif, Cuma, ahir ve akibet hayrola...! April 22 Teşekkürler..( ★hakan★████████ ★ ...yazan)
Teşekkürler(Yağmur Yağmuryazan: )
Teşekkürler...(nilkrali01yazan: )
April 20 Teşekkürler...(mavi_melek blue_angelyazan: )
April 15 Halil arkadaşıma Teşekkürler...Bir gün, bir kozada küçük bir delik açıldı ve bir adam bedenini bu küçük delikten çıkarmaya çalışan kelebeği saatlerce seyretti. Sonra, kelebek sanki daha fazla ilerlemek istemiyormuş gibi durdu. Sanki, ilerleyebileceği kadar ilerlemişti ve artık daha fazla ilerleyemiyordu. Ve adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi. Eline bir makas aldı ve kozayı keserek deliği büyüttü. Kelebek kolayca dışarı çıktı. Fakat bedeni kocaman ve kanatları kuru ve buruşuktu. Adam, kelebeği izlemeye devam etti, çünkü zamanla kanatlarının büyüyüp bedenini taşıyabilecek kadar genişleyebileceğini umut ediyordu. Fakat bu olmadı! Gerçekte, kelebek ömrünün geri kalanını o kocaman bedeni ve kuru, buruşuk kanatları ile etrafta sürünerek geçirdi. Uçmayı hiç başaramadı. Adamın bu aceleci iyiliği içinde anlayamadığı, bu kısıtlayıcı kozanın ve kelebeğin o küçücük delikten dışarı çıkmak için verdiği mücadelenin, kelebek için gerekli olduğuydu, çünkü bu, Allah’ın (c.c.), yaşam sıvısının kelebeğin bedeninden kanatlarına doğru akmasını sağlamak için bulduğu yoldu, böylece kelebek kozadan kurtulduğu anda uçmaya hazır olabilecekti. Bazen mücadeleler, hayatımızda tam olarak gerek duyduğumuz şeylerdir. Eğer Allah (c.c.), hayatımıza hiçbir engelle karşılaşmadan devam etmemize izin verseydi sakat kalırdık. Şimdi ve daha sonra olabileceğimiz kadar güçlü olmazdık. Güç istedim… Ve Allah, beni güçlü yapmak için karşıma zorluklar çıkardı. Bilgelik istedim… Ve Allah (c.c.) bana çözmek için sorunlar verdi. Zenginlik istedim… Ve Allah (c.c.) çalışmak için bana beyin ve güçlü kaslar verdi. Cesaret istedim… Ve Allah (c.c.) üstesinden gelmem için bana tehlike verdi. Sevgi istedim… Ve Allah (c.c.) yardım etmem için sorunlu insanlar verdi. İyilik istedim… Ve Allah (c.c.) bana fırsatlar verdi. İstediğim hiçbir şeyi elde etmedim; İhtiyacım olan her şeyi elde ettim.. Mesut arkadaşıma Teşekkürler...
HAYATA GÜLÜMSEYİN Ilginc,
insan egerki 10 milyonu sadaka verecek olsa bu miktari cok bulur ama 10 milyon ile magazadan birsey almaya gitse alacak birsey bulamaz... ![]() Ilginc, insan 10 dk zikir edecek olsa bu zamani cok bulur ama bir film veya mac olsa bir bucuk saatlik zaman onun icin hemen geciverir... Ilginc, bir futbol macinin uzamasi insanin hosuna gider ama Cuma namazinda hutbenin birkac dk uzamasi hic de hosuna gitmez... ![]() Ilginc, nsan duydugu dedikoduya hemen inanir ve kabullenir ama kesin dogru oldugunu bildigi birseyi inat ederek hemen kabullenmez... Ilginc, insan camide bir saat ibadet ederek vakit gecirecek olsa onun icin zaman gecmek bilmez ama televizyona bakarken zaman onun icin cabucak gecer... Ilginc, insan namaz kilarken,ibadet esnasinda dunyevi konulari dusunmeyi sever ama normalde Islamiyet'i dusunmekten kacinir... Ilginc, insana bir sureyi veya surenin anlamini okumak zor gelir ama bir romani okumak onun icin kolaydir... Ilginc, insan konserde ilk siralarda olmak icin caba sarfeder ama camide ilk siralarda olmak icin caba sarfetmez. Ilginc, Aksine namazin sonunda hemen cikip gideyim diye son siralarda olmak ister Ilginc, bir ayet ya da hadis ezberlemek insanin zoruna gider ama muzik listesi top 10'da olan sarkilarin hepsini ezbere bilir... Ilginc, insan ajandasinda bir dini toplanti icin zaman bulamaz ama dunyalik isler icin cok zaman bulur Ilginc, insan Islami konulari dinlemeyi ve anlatmayi zor bulur ama dedikodulari dinlemeyi ve anlatmayi cok sever Ilginc, insan CENNET'e gitmeyi ister ama hicbir sey yapmadan... Ilginc, insan hergun birilerinin olum haberini alir, ama yine de kendisinin de birgun olecegini dusunmez... Ilginc, insan hergun birgun curuyecek vucudunu daha formda tutmak icin yediklerine dikkat eder, cildine bakim yaptirir ama asla curumeyen ruhu ve kurtulusu icin hic dikkat etmez... Rabbimiz bizleri nefsimize uydurmasın ve nefsimizi terbiye edenlerden eylesin ...... AMİNNNNNNNN April 14 Dinle Beni Ey Yüreğim...(Teşekkürler...)Dinle beni yüreğim... sadece ve sessizce dinle.... ve selam et yüreğim... sevdaya aşka dair ne varsa hepsine selam et. ![]() Bir yalvarışla çıkmıştık yola biz... bir haykırışla.... umutlarımızı anlatmıştık susayan gönüllere.. biz sevdanın esiriydik yüreğim.... biz aşk askeriydik... ![]() Şimdi bir köşede bükükse boynumuz... ağlıyosak hala,incilmişsek yine toparlanma zamanı yüreğim... bu yolda acının adını GÜL koyduk biz... zehirin adını BAL koyduk biz.... itselerde, herkesi DOST bildik biz.... bilelim yüreğim hep böyle bilelim biz... ![]() Dertlere siper olma zamanı,gönüllerde sevda olma zamanı.. yüreğim kışın bahar olma zamanı.... hadi bir umut yine...kalkalım ayağa.. hadi silelim gözyaşlarımızı... ![]() kimse görmesin bilmesin ağladığımızı... dostumuz olan geceyi bekleyelim yüreğim.... vede bizi yalnız bırakmayan yıldızlarımızı... onları dost seçtik biz kendimize... çünkü hem çok uzaktırlar hemde çok yakındırlar... ![]() ışıklarıyla geceyi ne güzel aydınlatırlar... örtsün yüreğim gece bütün yaralarımızı.... saklasın bizim gözyaşlarımızı..... elimizi kaldırdık ya semaya biz.... UNUTMA yüreğim biz istedik AŞIK olmayı RABBİMİZDEN... biz istedik dertleri can-ı gönülden... gelsin dedik...sevginin fedakarlığı olacakdı elbet.... ![]() Yüreğim AŞIKLAR için burası sadece bir gölgelikti..yani okadar kısaydı.. O yüzden AŞIKLAR buraya hiç kıymet vermediler.... kimseyi incitmediler.. değmezdiki zaten bir gölgelikdi bura onlar için... onların yurdu AŞIKLAR DİYARIYDI..... ne kadar uzağız dimi yüreğim oraya.. gayret yüreğim... ![]() gayret ve az sabret yüreğim.... kapı kapı dolaşma zamanı şimdi... sevginin sahibini anlatmak için... kovulsakda anlatma zamanı yüreğim aşkın sahibini tanıtmak için... anlatalım haykıralım ve yanalım yüreğim... nereye gidiyor bu insanlar diye.... ![]() ağlayalım yüreğim ağlayalım... bize sevgiyi öğretmişti RABBİM.... sevgiyi tanımamız için bize anne baba eş dost göndermişti..... ama bunlar araçtı yüreğim... ![]() basamak basamak HAKKA ulaşmak için....sevmekti yüreğim sadece onun için.... Hüzün mevsiminde dökülen yaprak gibiyiz.... savrulduk heryere.. kaybettik benliğimizi.. ![]() unuttuk nerden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi.... ve şimdi yüreğim.... hatırlama ve hatırlatma zamanı... gözler sahtelikleri gördü hep.. eller sahteye uzandı hep... ![]() kaç el yetim başını okşuyor yüreğim... kaç el bir gözyaşı siliyor.... oysaki bu eller bize yüreklere dokunmak için verilmişti... ![]() ve kaçımız şimdi gerçekleri görüyor.. kaçımız işine geleni görüyor.... oysa yüreğim bu gözler hakkı görmek için verilmemişmiydi..... ![]() ve kaçımızın kulağında sevgi sözcükleri çınlıyor.... kaçımız iyi şeyler duyuyoruz.. ![]() oysa bunların hepsi bize bir duyguyu büsbütün yaşamak için verilmişti.... AŞK... işte ozaman göz onu görürdü, kulak onu duyardı, ayak ona varırdı, el ona uzanırdı...... ![]() Hasret yükünü sırtlayarak çok yollar aldık... gözyaşlarımızı gönlümüze akıttık...ve yüreğim senle beraber kanadak, acıtıldık, incitildik,itildik...... varsın yapsınlar yüreğim... biz burda kalıcı değiliz... varsın yapsınlar yüreğim biz lanet edici değiliz.... her şeyi gören her şeyi görüyo yüreğim... sen üzülme...mahzun olma.... Umut hayalimiz olsun.. sevdamız sermayemiz olsun... gözlerimiz ışığımız olsun... sözümüz özümüz olsun... halimiz aşkımız olsun... benliğimiz HAK ESİRİ olsun..... güneşimiz rüyamız olsun.... ve bir gün öldüğümüzde ADIMIZ AŞIK KONSUN..... hep diyorum ve hep diyeceğim yüreğim sanma AŞK kolay değildir.... AŞIKLAR DİYARINA varmak kolay değildir... bedelde herşeyi ister.... AŞIKLAR kendilerini düşünmezlerdi kendileri yoktiki zaten onlar hiç buraya ait olmadılarki.... onların yaşadığı acıları yaşamadan bu yolda sana yol yok yüreğim..yol yok..... Ve Yüreğim Yine Gitme Zamanı.. April 03 Teşekkürler...(Heinz...)__________________$$$$$ _________________$$$___$$___________$$$$ _________________$$$____$$_______$$$___$ ________________$$$______$$___$$$_____$$ __$$$$$$$$$_____$$$$______$__$$$______$$ $$$$______$$$$$_$$$$$_____$_$$$_______$ _$___________$$$_$$$$_____$$$_______$$$ __$$___________$$$$$$_____$$______$$$$ ___$$$___________$$$$_____$______$$$$$$$$$$$$$ ____$$$$$_________$$$_____$_____$$$_________$$$$$$- - - - - - $$ _____$$$$$$$$$$____$$$___$_____$$$_______________$- - - - - - $$$ ________$$$$$$$$$____$$$$$$__$$$_________________$- - - - - - $ __________$$$$$$$$$$$$____$$$$________________$$$ ______$$$$$$$$_____$$______$$$$$$$$$$$$$$$$$$$ _____$$$$__________$____$___$___________$$$ ___$$$$___$$$$$$___$$______$$$$___________$$ __$$___$$$$$____$$$$$$____$$_$$$____________$$ _$$__$$______$$$$$$$_$$$$$$_____$$___________$$ $$$________$$$$$$$____$$_$$_____$$$$___________$ $$$$$$$$$$$$$$$_____$_$$$$$__$$$_$$$$$_________$$ _____________$$____$__$$$$$__$$$$_$$$$$$$____$$$$ _____________$$______$$$_$$$___$$_$$$___$$$$$$$ _____________$$______$$$__$$____$__$$ _____________$$__$__$$$____$$_______$ _____________$$$$$_$$________$$$____$ ______________$$$$$____________$$$_$ ______________$$$________________$$$ ......|../ ,•’``’•,•’``’•, ’•,`’•,*,•’`,•’ WÜNSCHE... ....`’•,,•’` .......,•’` .. .......,•’` ...........,•’` ........... ..,•’` ............./`’•,/ DIR... .........../`’•,/ ........./`’•, / ......./`’•,/ ......|../ ,•’``’•,•’` `’•, ’•,`’•,*,•’`,•’ EINEN... ....`’•,,•’` .......,•’` .... .....,•’` ...........,•’` ............. ,•’` ............./`’•,/ SCHÖNEN... .........../`’•,/ ........./ `’•,/ ......./`’•,/ ......|../ ,•’``’• ,•’``’•, ’•,`’•,*,•’`,•’ TAG ....`’•,,•’` .......,•’` .... . ....,•’` . . . . . . . . . . . .(''v'') . . . . .(''v'') . . . . 'v'. . . . . (''v'') . . . . . .'v' . .-''''- .,. -''''-. . .'v' . . . . . . . . ganz herzliche . . . . . . (''v'') . .''. liebe Grüsse. .'' . . (''v'') . . . . 'v' . . . . '' - .,. - 'von Heinz* . . v' . . . . . . . . (''v''),Wünsch dir einen schönen Mittwoch(''v'') . . . . . . . . . 'v'. . . . .. . March 25 Teşekkürler...( ömer cangir (bamteli72@hotmail.com)BİLGİSAYAR VE İMAN Cami imamı Abdullah hoca , bir iş için resmi dairelerden birine gider. Kendisinden TC kimlik numarası istenince, en yakın internet- cafenin yolunu tutmak zorunda kalır. Cafenin kapısından girerken levhada yazılı isim 'fesubhânallah' lar,estagfirullah'lar çektirir hoca efendiye, hem de peşpeşe: CEN.NET CAFE Cafe işleten delikanlıya: - Evlâdım T.C. kimlik numarası istediler benden, yardımcı olabilir misin? - Tabi amcacım, siz şuraya oturun, şu işimi hemen bitirip sizinle ilgilenirim. Abdullah hoca başlar beklemeye. Böylelikle bulundugu mekânı inceleme fırsatı da geçer eline. Demek ki gençlerin girip bir türlü çıkmak bilmedikleri, internet-cafe denilen yer burasıdır. Gözüne takılan her detaydan rahatsız olarak, huzursuz bakışlarla etrafını süzer durur. Evin bodrumunda kurduğu fare tuzakları gelir aklına. Küçücük bir peynire tutsak olan fareler nasıl kapandan çıkamıyorlarsa, ayrı telden, ayrı telden oyunlara yakalanan gençlerin de buradan çıkamadıklarını düşünür. Bir 'fesubhanallah' Bir 'fesubhânallah' daha çeker ve: - Ähir zaman fitneleri işte canım, der kendi kendine. Hoca efendinin huzursuz olduğunu fark eden delikanlı hemen bir çay söyleyince, kendisine ikram edilmesinden memnun olur. En azından bu da bir hürmet ifadesidir. 'Aferin' derken içinden, hayıflanır, istemeden: - Yazık oluyor bu gençlere, hayatlarını heder ediyorlar. Boşa hayıflanmanın, vah vah demenin, bir faydası olmayacağını bildiği için, delikanlıyla hasbihal etmeye karar verir: - Delikanlı sana bir şey soracağım ama bilmem ne düşünürsün? - Buyurun amca, ne soracaktınız? - Sen Allah'ı bilir misin? Birbirine girmiş, hiçbir şekle benzetemediği jöleli saçları, her baktığında bir 'fesubhanallah' daha çektiği sakal şekliyle bu delikanlıdan aldığı cevap, hoca efendiyi pek şaşırtır.
Cafeyi işleten delikanlı gülümseyen gözlerle bakarak: - Kul, kendisini yoktan var edip hayat bahşeden, düşünecek akıl, görecek göz veren Rabbini nasıl bilmez amca? Hayretle sormaktan alamaz kendisini: - Biliyor musun? Peki neyle biliyorsun Allah'ı, bana bir anlatır mısın? Delikanlı eliyle cafedeki bilgisayarları göstererek cevap verir: - Bu bilgisayar ile biliyorum amca. - Bunlarla mı? Pek anlayamadım. - Bu bilgisayarların varlığı benim nazarımda Allah'ın varlığının en açık delillerinden biridir. Bilgisayar kullananlar gayet iyi bilirler amca,böyle bir makine, ancak bir mühendis ve üstün bir teknoloji ile var olabilir. Ateistin en önde gidenine sorsan, bu zımbırtının tesadüf eseri oluşmayacağını, mutlaka birisi tarafindan yapılmış olduğunu söyler sana. Meselâ Darwin kalkıp dirilse, şu laptopu göstersen, desen ki: 'Bu Älet, şu hesap makinesinin tesadüfler zinciriyle evrimleşmiş hâlidir.' Darwin bile 'çüş lan deve' der. Abdullah Hoca delikanlının anlattıklarından hoşlanmıştır. Keyiflenir: - Bilgisayarın kendiliğinden yapıldığını kabul etmeyen adam, onu yapan insanın yaratılmış olduğuna gelince kıvırıveriyor değil mi evlâdım? - Bak amca, burada 20 tane bilgisayar var, bunlar bir sistemle birbirine bağlı, hepsi bir program tarafından idare ediliyor. Bu sistemi ben kurdum, burayı ben çekip çeviriyorum. Buradaki düzen benden sorulur; Bazen oyun oynayıp, interneti kullanıp para ödemeden sıvışmaya kalkanlar oluyor. Hemen yakaliyorum onları. 'Gel bakalım! Nereye gidiyorsunuz böyle? Buranın nimetlerinden faydalanıp başıboş bırakılacağınızı mı zannettiniz? 'Paramız yok abi! ' derlerse; 'Yok öyle yağma! ' deyip cezalandırıyorum. İnternet-cafeyi temizletiyorum: paspas yapıyorlar, camları silip tuvaleti temizlettiriyorum. Bir saat oyunun, internetin bedeli olur, bunun hesabı sorulur da, sayısız nimetlerle dolu koca bir ömrün hesabını sormazlar mı insana? Bir cafenin bile işlerini düzenleyen, tertip eden biri varken, koca kâinatı kusursuz işleyen bu sisteminin bir kurucusu olmaz mı? Olmaz diyenin ahmaklığını bütün noterler tasdik etmez mi? - Vallahi evlâdım pek takdir ettim seni. Peki Allah'ı nasıl bilirsin, neye benzetirsin? -Ben Allah'ı hiçbir şeye benzetmeden bilirim amca. - Bunun böyle olacağını nasıl bildin evlâdım? Delikanlı eliyle bilgisayarları işaret etti:
- Yine bunlar sağ olsun. Bu bilgisayarları yapan mühendisler başka, bilgisayarlar başkadır. Birbirlerine benzemezler. Programı yazan insan başkadır, ortaya konulan program ise bambaşka. Bilgisayarda yüklenmiş bilgiler vardır, fakat benim bilmem yine başkadır. Kamerası vardır, ses düzeni vardiır, ama benim gözlerim ve duyup konuşmam farklıdır. Abdullah amca çocuğun feraset ve anlayışını çok beğenmişti. Sorduğu sorulara aldığı cevaplar, gayet mantıklıydı ve berrak bir imana işaret ediyordu. Aslında buradaki işi bitmiş, kimlik numarasını çoktan almıştı; ama muhabbete devam etmek istedi. - Peki varlığına inandığın Rabbin için ne yapman gerektiğine dair ne biliyorsun? - Ne yapmam gerektiğini biliyorum amca, fakat ne kadarını yapabildiğim hususunda kendimi yeterli görmüyorum. - Ne bildiğini söylersen, neler yapabileceğine dair yardımcı olabilirim belki evlâdım. - Neler yapmam gerektiğine dair şuradan biliyorum amca: Öncelikle, Rabbim bana bir gönül vermiş. Kendisini bilmeyi nasip edip muhabbetini gönlüme yerleştirmiş. Ben de gönlümde sadece O'na ve sevdiklerine yer vermeliyim, O'nun istemeyeceği şeyleri gönlümden uzak tutmalıyım. İkinci olarak bana verdiği dili razı olmayacağı sözlerden korumalıyım. Her zaman O'nu soylemeli, O'nu anlatmalıyım. Son olarak bana verdiği bu bedeni onun razı olacağı şekilde kullanmalı, bir gün toprak olacak vücudumu O'nun yolunda eskitmeliyim. Benim bildigim bundan ibaret. - Ee evlâdım daha ne yapacaksın, başka bir şey kalmadı ki! - Efendim yapmalıyım, etmeliyim diyorum ama, bal demekle ağız tatlanmıyor ki! Gidilecek yolu bilmek ayrı, usuluyle yolda yürüyebilmek apayrı bir şey Yine bilgisayar tabirleriyle söylemek gerekirse, Şeytan denilen melun HACKER, benim sistemimde ki NEFS virusunu aktif hale getiriyor. Üstesinden gelebilene aşk olsun. Etkili bir antivirus programı bulmam lazım belki de.. - Ben biliyorum, dedi Abdullah Hoca ve ekledi: ""NAMAZ"" - Eveeet amca, ""NAMAZ"" anti-virus programlarından birisidir. Hayat sistemine kurup, günde beş kere de bağlanırız Böylece sürekli güncellenir. March 24 Eyüp Altınsoy'a Teşekkürler...SOHBET VE KARDEŞLİĞİN SORUMLULUKLARI Allah’u-teala için birbirini sevenler ve O'nun (cc) için ayrılanlar Arş-ı Ala'da gölgelenecekler. 'Biri, diğerini dünyevi menfaat sebebiyle terk eden, Allah’u-teala yolunda kardeş olamaz'. (Cüneyd el-Bağdadi) Kardeş incitilmez, aşırı şaka yapılmaz, yerine getirilemeyecek Söz verilmez. Bir ayrılık vuku bulsa da arkadaşı iyilikle anmak. Mümkün oldukça hüsn-ü zan etmek. Sadır olacak nefi bir harekete doğrudan kınamada bulunmaz, Yanlışı gidermede en iyi yolu tercih eder. Takva ve hayırda Yardımlaşma Arkadaşına af dileme, dua etme, birliktelik için Bereket niyazı. Kişi, dostunun dini üzeredir. Kardeşlik, ancak kalplerin birbirine ısınması ve muhabbetle mümkündür. İnsanların birbirine duyduğu sevgi ve samimiyet, bir taraftan onları güzelleştirip olgunlaştırırken, bir taraftan da toplumda nice güzel gelişmelerin anahtarı olur. Sevgi ve samimiyet öylesine gücü bir barış ve huzur kaynağıdır ki, yayıldığı toplumlarda çoğu sıkıntılar kendiliğinden yok olur. Sevgiyi bu kadar sihirli yapan şey, onun kalbe “inşirah” denilen ferahlık ve iç huzurunu getirmesidir. Sertliğiyle, öfkesiyle toplumda çıban gibi duran insanların, aslında iç huzurunu yitirmiş kişiler olduğunu görmek hiç zor değil. Yunus’un, “Yaratılanı sevelim yaratandan ötürü” deyişini bilirsiniz. Bu söz kalbimize, gönlümüze nakşolması gereken bir mana taşır. Sevgi mümin için bir okyanus gibidir. Oradan herkes nasibi kadar alır. Hüner daha çok almaya, her an almaya, böylece sevgi hazinesini çoğaltmaya gayret etmektir. Korku düşmanlığı, sevgi ise dostluk ve kardeşliği doğurur. Bizler dünyaya düşman kazanmak için değil, dost kazanmak ve kardeşliği pekiştirmek için geldik. Sevgimizi perdeleyen, muhabbetimizi yok eden kendi korkularımıza gelince; Şöyle demiş bir büyük zat:” Korkmayın! Eğer korkmanız gerekiyorsa, Yalnız Allah’tan korkun!.” Başka söze gerek yok sanırım.. Sevgiyi, saygıyı ve itaati yakalayabilmek dileklerimle.. Allah'u-tealaya emanet olun..
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|