Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
İnsan ömrü bir kitap misali değil midir? Kimininki bir satırlık, kimininki bin sayfalıktır Tek ortak noktaları bir gün biteceğidir... Ben hüzün dolu bir kitabım
Benim acılarım sayfa, göz yaşlarımsa mürekkep oldu Anlattılar birer birer, ama konu hep aynıydı Hayat akışım bir çizgiydi, çizginin adı ise "hüzün" Ben hüzün dolu bir kitabım
Senaryo baştan belliymiş, acılar benim kaderimmiş Mutluluğu yakalamaya uğraşırken, tebessüm etmek bile Yasakmış İstesem de istemesem de oynamaya mecburum Ben hüzün dolu bir kitabım
Aşk'tır karanlıkta insanı aydınlatan O'dur insanın ruhunu, beynini güzelleştiren Ben mahrum kaldım aşka, hala karanlıktayım Ben hüzün dolu bir kitabım
Geceniz hayirli yeni basliyacagimiz haftada huzurlu mutlu saglikli günler dilerim sevdiklerinizle birlikte arkadasim saygilarimla ....
Mektup, Üzerinde gözyaşı var niye? Seni yazan ceylan gözlüm, Yazarken ağladımı yine?
Geldin, ışık oldun yüreğime, Karanlık dünyama ansızın doğan, Gökyüzünde özgürce uçan kuşların, Gözbebeklerinde parlayan.
Sen ki masallar ülkesi kafdağının arkasından Posta güvercinlerinin gagasında gelensin. Gözü yaşlı anaların mendili, Dört duvar arasında mahkumların kandilisin.
Ağlatan sen, güldüren yine sensin, Geldiğin zaman, bağrımı ok misali delensin. altın yaldızlı kalemlerin boş kağıtlara çizdiği, Yüreğimin sesi, hasretimin bestesisin.
Sen ki, ülkeler arasında bir elçi, Aşıklar arasında bir köprüsün, Kimilerini sevindirir, Kimilerini, hüznün zalim kollarına bürürsün.
Bazen, karanlık bir gecede, Üst üste içilen sigaralarla Bazende, kışlaların küçük loş kantinlerinde, Cesur yürekli bir askerin Herhangi bir boş saatinde yazılırsın.
Seninle gelir manası aşkın, Ve seninle ağlar bir çok kadın, Tarihin sayfalarına yazılıdır adın, Sen, zaten tarihten bir sayfasın.
Sen ki boş bir zarfla birleşip bir bütünsün, Bilirim, acı haberlerle yüklüsün, Memleketim, hasretim ve sevgim, Seninle bir bir gözümde tütsün.
Ağlatan sen, güldüren yine sensin, Geldiğin zaman bağrımı ok misali delensin. Altın yaldızlı kalemlerin boş kağıtlara çizdiği, Yüreğimin sesi hasretimin bestesisin.
"Kim ALLAH'a ve
Peygamber'e itaat ederse; işte onlar ALLAH'ın kendilerine nimetler verdiği
peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle, sâlihlerle beraberdirler.
Onlar ne güzel birer arkadaştırlar!
İşte
itaatkârlara yapılan bu ihsan ALLAH'tandır. Her şeyi bilici olarak
ALLAH yeter." (Nisâ: 69-70)
"O gün ALLAH,
Peygamber'ini ve onunla beraber olanları rüsvay etmeyecek,
utandırmayacak." (Tahrîm: 8)
"Muttakileri o
gün Rahman'ın huzurunda O'na gelmiş konuklar olarak toplarız." (Meryem:
85)
Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor… Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa… Hicran damlıyor ümit bulutlarından… Acı çiçekler açıyor avuçlarında…
Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor… Ne kışta ne yazda… İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde… Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini… Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı…
Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor… Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında… Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur… Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri…
Serap sevgiler firak acılar demek… “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır”
Evet aşk vardır; bekaya… Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun…
Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları… Araf yollar avare yıllar biter bir gün… Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda… Vuslat içer şifa sadır… Sen her şeye yakın her şey sana yakın… Uzak uzaktır sana… Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık…
Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp… Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz… Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine… Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan… Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman… Ya Rahim… Ya cemil… Ya Vedud…
Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları… Yunus yüreğinle “kalanlara selam olsun” der yürürsün… Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe… Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır… Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını: “teveffeni müslimen.”
Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer… Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer.
Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz… Ağlarsan Yakubi ağla… Seveceksen İbrahimi sev “La uhubbil afilin” de…Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine
“Selam” sana dosttur Rahmet yaran… Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için… Yüzünden okunur Yusuf yüreğin… Yazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at: “teveffeni müslimen”Hüseyin Eren
NAZLICAN FIRAT
YORUMLARIMDA ÇOK YARDIM ALDIĞIM AHMED AK ABİME TEŞEKKÜR EDERİM.
Agacin Tanitimi : Bu agacin, dört haftayi temsil eden 4 büyük dali vardir. Günleri de temsil eden 31 tane kücük dali vardir. Her kücük dalda 5 vakit namazi temsil eden yapraklari vardir. Ayrica her kücük dalda günlük sadakayi temsil eden bir meyva bulunur (bu sadaka maddi veya manevi olabilir).
YANI :
HER BÜYÜK DAL : BIR HAFTA HER KÜCÜK DAL : BIR GÜN HER YAPRAK : BIR NAMAZ VAKTI HER MEYVA : BIR SADAKAYI temsil eder.
Kullanim klavuzu : Her ayin basinda, ayi temsil eden büyük dal ve haftayi temsil eden kücük dal ile baslanir. Vaktinde kilinan her namazin ardindan bir yaprak yesil renkle boyanir. Sayet namaz kaza olarak kilindiysa yaprak sari renkle boyanir. Sadakayi temsil eden Meyvaya gelince, o da kirmizi renkle boyanir.
Agacin amaci nedir ?
Cocuklari güzel bir yöntemle namaza tesvik etmek ve namaza alistirmak. Cocuklari sabira alistirmak, öyle ki yemyesil bir agac elde ettiginde bir ödül kazanmak.
Anneye Babaya itaat: Cocuk annesine babasina itaat ettiginde o günü temsil eden kücük dali kahverenkle, cocuk yaramazlik yapip söz dinlemediginde siyah renkle boyanir.
Ayrica Bu Hususlara da Muhakkak Dikkat Edilmesi Gerek :
1-Namazin tamamen ALLAH rizasi icin kilinmasi gerektigini cocuga anlatilmali.
2-Her agac resmi cocuk odasinda veya cocuga ait bir dolaba asilirsa verimli olur.
3-Cocukta bikkinlik görüldügünde anne ve babalar bizzat ilgilenip agaci kendileri boyamali.
4-Cocuk tatli bir dille namaza cagrilmali.
5-Cocuk, namaz vakti girdiginde namaza cagrilmali cünkü namaz vaktini secemeyebilir.
6-Ilk haftanin ardindan cocukta bikkinlik görülebilir. Bu durumda büyük bir tesvikle cocugu tekrar heveslendirin.
7-Agacin tümü bittiginde ve yemyesil bir hal aldiginda, cocuk ödüllenir, arkadaslarina cagirarak kücük bir kutlama halinde de yapilabilir.
Hayirli geceler Canım dua dostlarım hepinize hayırlı haftalar, Allahım bütün işlerinizde kolaylık versin hepinize, elinizi attığınız her işi ,adım attığınız her adımınızı nurlandırsın güzel Rabbim. Heryerinizi nuru ile donatsın, dualarınızı da melekler duası ile kabul eylesin.
Aynan olmalıyım... Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi... Hem sakınmadan, mertce... Hani bilirsin, esirgemem lâfımı, Ne şekil gelirse, öylece... Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama, Seni de dupduru isterim karşımda...
Dostsan,
Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden! Arkamdan şikayetlenme! Yiğit ol! Gerekirse yiğitce azarla, çekinme! Lâf değil, icraat beklerim senden! Öyle bak ki, hislerini görebileyim... Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...
Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı! Dil dönerken söylenmeli her şey... Kulak duyarken anlatılmalı... Göz bakarken bakmalıyım sana... Can sağ iken sarılmalı... Keşkelere meydan vermemeli hayatım, Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....
Hayır!
Dirime selâm vermeyen, Ölüme de fazla yaklaşmasın! Dostsan, ölmemi bekleme! Haklıysam, yaşarken savun beni! Yaşarken yanımda ol! İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan! Ve inanmamışsan, sakın rol yapma! Her söylediğimi onaylaman sart değil... Her yaptığımı beğenmen de gerekmez... Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma! Yadırgayabilirsin beni, Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma... Kandırmanı aslâ kabul edemem! Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama, Beni, bana sormadan yargılama! Her yediğimiz aynı olmaz belki, Her dakikamız birlikte geçmez... Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de, Agladığında seninle birlikte oturup ağlarım... Belki her çağırdığında gelemem fakat, Derdine ortak ararsan, koşarım... Ben de herkes gibi insanım elbet, Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok! Senin işin bu değil! Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...
Dostsan,
Küçümsemeden, küfretmeden, Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma... Dinlenmek istediğinde, hic düşünme, sana özel bir limanım,
Ama...
Yorulduğum zamanlarda, Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına... Seni bir cocuk kadar saf sevebilirim Ve bir deli kadar art niyetsiz... Uğruna seve seve hesabı şaşırırım... Görmezden gelebilirim yanlışlarını... Başkaları enayilik sayabilir, Baskaları akılsızlığıma yorabilir, Bunlari dert bile etmem, ama, Sen, aslında aptal olmadığımı, Her an, tekrar tekrar hatırla! Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma! Seviyorsan, cimrilik etme, söyle! Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla, Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum! Neyse, o olmalı insan... Kendisi olmaktan korkmamalı! Kendisi olmaktan kaçmamalı! Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama, Ben olduğum için bırakırsan beni, Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola! İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin... Kendince küser barışır, kendi kendini yersin! Dostsan, mevsimince yağ... Kışsan kar ol, güzsen yağmur... Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem, Senden, ille de bahar olmanı beklemem, ama, Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma... Belki de çok geldi bunca talep... Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok, korkma... Sana fazla geldiğim ilk anda, Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin... Geçip gidebilirsin,borçluluk hissetmeden... Mutlaka bir açıklama da beklemem senden, ama, Gitmeye davranırsam bir gün, Sen de karşımda set olma!
Karanlık gecede kara sudan,Zap suyuna giden yol, Dolunay azaplığında vatanımın, Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm. Alın yazımızda vatan ve bayrak,şehitlik yazılmış, En güzel türküyü kurşun söyler özüme, Olaki pendürek ağıdı,cudi,kabar türkülerinde Muabbeti bulurum bir zaman, Şahadet aslanlarının savaşında. Ölümsüzlük,şehitlik,bayrak hilalinde can veren kan veren yiğitler, Yar gönlümüze düşende çıktık dağların başına, Karanlık gecede,el uzattık hilale,Vurgun yedik seher rüzgarında, Gurbet türkülerinde selamettik yar diyarına,Savaş türkülerinde kendimizi bulduk, Vatan türküsüyle toy eyledik her zaman,Kürşat baskınlarında,
şahadetime destur verilirken,Tekbir-i ilahi ki bayrağındaki iman, Vatan olası gönül neylerim,neylerim,sensiz acep? Seninle gezerim ŞAVŞATI KARS'ı,Seninle inerim bingölden VAN'a MUŞ'tan el ederim ADIYAMAN'A.En deli sevdaları yaşarım,pusuya geçerken Keleş sesinde yas tutarım ölen şehitlerin ardından.Divanesi olduğum anadoluyu gezerken,
NASİBİM BİR KURŞUN OLUPTA, DÜŞERSEM TOPRAĞA, EĞER,EĞER,EĞER TOPRAĞIM AÇMIŞSA BAĞRINI, DAMLA,DAMLA DÜŞÜYORSA TOPRAĞA KAN, BAYRAKLARA SARILIYORSA TABUTLAR, ANALAR,ANALAR AĞLIYORSA... İLGİNÇ EVLERİNİN ARDI SIRA, GELİNLER,GELİNLER YAS TUTUYORSA YAZIKLAR OLSUN BU DÜŞMANA!!!!!!!
Kendini nasıl da hatırlattın bana (unutamamıştım ki seni hiç)... Sana dokunmadığım zamanlarda, kaprisli aşıklar gibi oluyorsun hep...
Bir parçam olduğun gerçeğini bildiğin halde, hep daha fazlası, daha da fazlası, senin için neyi ne kadar yapabilirim zorlaması, bildiğin halde görmeyi isteme çaban... Yoruluyorum ve yorulduğumla kalıyorum... Keşke beni bu kadar zorlamasan diyorum sessizce; duymuyorsun.
Dün yolda gördüm seni... Yaşını başını almış, ağır aksak adımlarla çıkıyordum indiğin yokuştan... Durup gözlerine baktım derin derin...
Uçarak kaçtın bakışlarımdan (gözlerime bakarken kuşun kanadında buluyorum hep kendimi)...
Sana kaç adım vardı?...
Adımlarımı saymaya çalıştım. Düşünmek istemediğim zamanların bitmesini istediğim senaryolarını geçirdim aklımdan... Yüzü kızartılmış, sırtına attığı çantasının içine kendi benliğin i tıkıştırmış, gözleri boşluğa bakan insanların yanından kaçmaya çalıştım...
Yer kabuğunun kırık çizgilerine düşen, uykunun taşıdığı başka alemlerden geri dönmek istemeyen bir kadının çığlığına dolandım...
Ayağa kalkmaya çabaladıkça, en derin mağaraların sonsuz sayıda görünen galerilerine yuvarlandım.
Sana kaç adım vardı? Yine sayamadım... Soluk soluğa kaldım....
Hayatında nelere sahip olduğun değil Kiminle olduğun önemli Öğrendim ki Güveni geliştirmek yıllar alıyor Yıkmak bir dakika Öğrendim ki Kendini en iyilerle kıyaslamak değil Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir
Öğrendim ki İnsanların başına ne geldiği değil O durumda ne yaptığı önemli
Öğrendim ki Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek Hangisi son görüşme olacak bilemiyosun
Öğrendim ki Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatını kontrol eder
Öğrendim ki Para ucuz bi başarı
Öğrendim ki En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz
Öğrendim ki İki insan aynı şeye bakıp Tamamen farklı şeyler görebilir
Öğrendim ki Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşiti vardır
Öğrendim ki Her şartta kendisiyle dürüst kalanlar Daha uzun yol yürüyor
Öğrendim ki Tecrübenin kaç yaş günü partisi yaşadığınızla ilgisi yok Ne tür deneyimler yaşadığınızla var
Öğrendİm ki Uzak mesafe ne çin ne Hindistan nede yıldızlar geceleri ışıldayan Uzak mesafe birbirlerini anlamayan iki kafa arasındaki mesafe
Öğrendim ki İnsan ufak bişeyle bile mutlu olabiliyo
İmânda ne kadar büyük bir saadet ve nimet ve ne kadar büyük bir lezzet ve rahat bulunduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle.
Bir vakit, iki adam hem keyif, hem ticaret için seyahate giderler. Biri hodbîn, tâli’siz bir tarafa; diğeri hudâbîn, bahtiyar diğer tarafa sulûk eder, giderler. Hodbîn adam hem hodgâm, hem hodendiş, hem bedbîn olduğundan; bedbînlik cezası olarak, nazarında pek fenâ bir memlekete düşer. Bakar ki, her yerde âciz bîçareler zorba, müthiş adamların ellerinden ve tahribâtlarından vâveylâ ediyorlar. Bütün gezdiği yerlerde böyle hazin, elîm bir hali görür. Bütün memleket bir mâtemhâne-i umumi şeklini almış. Kendisi şu elîm ve muzlim hâleti hissetmemek için sarhoşluktan başka çare bulamaz. Çünkü herkes ona düşman ve ecnebî görünüyor. Ve ortalıkta dahi müthiş cenazeleri ve me’yusâne ağlayan yetimleri görür. Vicdânı azab içinde kalır. Diğeri hudâbîn, hudâperest ve hakendiş, güzel ahlâklı idi ki, nazarında pek güzel bir memlekete düştü. İşte bu iyi adam, girdiği memlekette bir umumi şenlik görüyor. Her tarafta bir sürûr, bir şehrâyin, bir cezbe ve neşe içinde zikirhâneler. Herkes ona dost ve akrabâ görünür. Bütün memlekette yaşasınlar ve teşekkürler ile bir terhisât-ı umumiye şenliği görüyor. Hem tekbir ve tehlîl ile mesrurâne ahz-ı asker için bir davul, bir musiki sesi işitiyor. Evvelki bedbahtın hem kendi, hem umum halkın elemi ile müteellim olmasına bedel; şu bahtiyar hem kendi, hem umum halkın sürûru ile mesrur ve müferrah olur, hem güzelce bir ticaret eline geçer. Allah’a şükreder. Sonra döner, öteki adama rast gelir, halini anlar.
Ona der:
"Yahu, sen divâne olmuşsun. Batnındaki çirkinlikler, zâhirine aksetmiş olmalı ki, gülmeyi ağlamak, terhisâtı soymak ve tâlân etmek tevehhüm etmişsin. Aklını başına al, kalbini temizle. Tâ şu musîbetli perde senin nazarından kalksın. Hakikati görebilesin. Zîrâ nihayet derecede âdil, merhametkâr, raîyyetperver, muktedir intizamperver, müşfik bir melikin memleketi, hem bu derece göz önünde âsâr-ı terakkiyât ve kemâlât gösteren bir memleket, senin vehminin gösterdiği sûrette olamaz."
Sonra o bedbahtın aklı başına gelir, nedâmet eder: "Evet, ben, işretten divâne olmuştum. Allah senden râzı olsun ki, cehennemî bir hâletten beni kurtardın" der...Risalei Nur'dan
Alın herşeyi kalmasın tek bir dirhem bende… Alın gidin ötelere ben burada kalmak istiyorum… Tam burada anlımın bayram ettiği yerde, öylece secdede kalmak… Ne saz ile nede söz… Yalnızca O’nunla kimsesiz, yalın ve tüm benliğim ile samimi…
Geçen yıllar ne güzel… Adım adım gidiyorum işte O’na saniye saniye, an be an O’na gidiyorum! Bekliyor beni de çok iyi biliyorum..
Gel diyor… Geliyorum Ya Rabb! Geliyorum Mevlam… Geliyorum Sevgilim… Geliyorum Sevdiğim Geliyorum beni benden çok seven Canan geliyorum Sana…
Tüm günahlarımla, tüm hatalarımla, tüm suçlarımla geliyorum dizinin dibine Affet..
Boynum bükük geliyorum Sana!
Sen beklersin bir tek bu yollarımı sen bilirsin benden emin beni.
Ötesi yok bu alemde senden gayrısı “Hiç”… Konuşmalarım “Hiç”… Susmalarım “Hiç”… Gelmelerim gitmelerim ne var sa “Hiç”… Kazandıklarım kaybettiklerim ne varsa “Hiç”… Bakii olan beni bulan Sensin! Ötesi…
“Hiç” Ötesi yok…
İşte Mevlam görüyorsun yine ve yineden ve her an burdayım gözleri yaşlı dizlerinin dibindeyim… Gidemem ki ayrılamam buradan, gitmemide asla istemezsin bilirim… Allah’ım ayırma beni dizlerinin dibinden Atma “Hiç” lerin içine beni… İstemem Cennetini çok görme Cemalinden beni… Ne verdiğin nefese yeter şükrüm neden gördürdüğün bu güllere… Ben aciz.. Ben fakir…
Ben bi çare dizlerinin dibindeyim işte.. Kabul et Ya Rabb sana bir “Hiç” ile geldim… (alinti)
“Sizin cahiliye zamanında hayırlılarınız, -fakih olup
iyilik ve kötülüklerini bildikleri takdirde- İslâm devrinde de
hayırlılarınızdır.” buyuruyor. Buna göre “Meliklerin ihsanlarını yine meliklerin
binekleri taşıyabilir.” kuvvetli kaidesine istinâden Cenâb-ı Hakk’ın teklif
buyurmuş olduğu taat ve ibadetleri yapmak için herhalde ilâhî merhamete ve
Samedânî feyizli yardımlara, mâlûm olan ihtiyacımız açık ve âşikârdır. Farz ve
nafilelerin yerine getirilmesine bağlı olan dünyevî ve uhrevî saâdeti
birleştiren Hazret-i Mevlâ’nın mutlu rızâsını kazanmak için
daima kıymetli kardeşlerimin zahirlerinin hafifliğini, bâtınlarının temizliğini
diler, dünya işleriyle fazlaca meşgul olmaktan dolayı vücuda ârız olan
gevşekliğin kaldırılması hususunda Cenâb-ı Hakk’a tazarru ve niyazlarımı
arzederim.